|
S U
H Ý J Y E N Ý
Suyun önemi
Hava, su, ýsý, ýþýk ve besin maddeleri
canlýlarýn yaþamasý için gerekli temel unsurlardýr. Bu unsurlarýn baþýnda
oksijen ve su gelmektedir. Canlý organizmayý oluþturan hücrelerin yaþam
faaliyetlerini devam ettirebilmeleri için suya gereksinimleri vardýr. Su
yaþam için en zorunlu maddelerden birisidir. Susuzluða dayanmak oldukça
zordur. Ýnsan gýda almadan yalnýz su içerek yaklaþýk 5 hafta hayatýný
sürdürebildiði, halde susuzluða ancak 7-12 gün dayanýr. Henüz hayatýn
baþlangýcýnda olan üç aylýk bir fötusun %95'i sudur. Ýnsan organizmasýnýn
%62-67'si, hayvan organizmasýnýn %60- 70'i sudan ibarettir. Ýnsan
organizmasýndaki suyun 2/3'ü hücre içerisinde, geriye kalan kýsmý ise
dokular arasý sývýda ve kanda bulunur. Kimyasal formülü H2O'dur,
aðýrlýkça %11,1 Hidrojen ve %88,9 Oksijenden meydana gelir. Su molekülünde
iki hidrojen atomunun ayný tarafta bulunmasý pozitif yüklü olmasýna neden
olur, oksijen atomu da negatif yüklüdür. Periyodik cetvelde oksijene benzer
diðer maddelerin dihidrürlerinden farklýdýr. Atmosferik basýnç ve oda
sýcaklýðýnda (25°C) daha aðýr moleküller (H2S, H2Se )
gaz halindeyken, H2O sývý halde bulunur. 100°C'ye çýkarýldýðýnda
gazlaþýr. Su daha yoðundur, dielektrik sabiti ve yüzey gerilimi yüksektir.
Donma noktasý ise düþük olup, donduðunda daha az yoðun haldedir. Saf su
renksiz, kokusuz ve tatsýz bir sývýdýr, 0°C'de donarak katý faza geçer .
Su hijyeni, yalnýz içme için kullanýlan
suyun nitelikleri ile meþgul olmaz. Ayný zamanda yýkama , mutfak ve ev
iþlerinde kullanýlacak sularýn niteliklerinin tespiti, su kirlenmesinin
önlenmesi ve sularýn dezenfeksiyonu iþleri ile de ilgilidir. Toplumun içme
ve kullanma (Yemek yapma, temizlik ve benzeri) gereksinimleri için
kullandýðý þehir þebekeleri, kuyu, çeþme ve gene ayný amaçlarla kullanmak
üzere teknik metotlarla tasfiye edilmiþ dere,nehir ve göl sularý içilebilir
su olarak tanýmlanýr. Ýçme ve çeþitli maksatlarla kullanýlan ve insan
saðlýðý ile çok yakýndan iliþkisi olan ve kýsaca içme, kullanma suyu adý
verilen suyun hepsi "ALÝMENTASYON SUYU" olarak adlandýrýlýr. Bu suyun
miktarý kent ve köylerin nüfusuna, baðlý olarak günde insan baþýna en az 150
litre olarak hesap edilir.
Ýnsan organizmasýnýn %60-70'i sudur. Bu
suyun 2/3'ü hücreler içerisinde geriye kalan kýsmý dokular arasý sývýda ve
kanda bulunur. Proteinlerden zengin gýdalarýn bol olarak yenilmesi halinde
de proteinlerin parçalanma ürünü olan üre idrarla atýldýðýndan idrar miktarý
çoðalmakta ve bu yoldan su kaybý artýnca, suya duyulan gereksinim de
yükselmektedir. Ýnsan fizyolojik gereksinimi olan suyu her gün muntazam
olarak karþýlamak zorundadýr. Bunun yaklaþýk %50'sini içeceklerden, %35'ini
yiyeceklerden ve %15'ini de oksidasyon suyu olarak vücuttaki gýdalarýn
yakýlmasýndan saðlar.
Genellikle su gereksinimi günlük
2500-3000 kaloriye karþýlýk her bir kalori için 1 lt hesabý ile 2. 5-3 litre
olarak hesaplanýr. Yaþama payý
su gereksinimi için daha yaklaþýk bir deðer elde
etmek için aþaðýda verilen yüzölçümü ve kalori gereksinimi formülü
kullanýlýr. Bunun için önce atýlan en az su miktarýný bilmek gerekir.
|
Eriþkin bir insanýn günlük minimum su kaybý |
|
Kaynak |
Su ml |
|
Ýdrar |
400 Y |
|
Dýþký |
30 Y |
|
Bazal ekstra renal |
250 Y |
|
Egzersiz |
1,73 x 0.4 P |
Su gereksinimi , ml = (400 +30 + 250)Y +
1,73 x 0,4 P
Y= Vücut yüzölçümü m²
P = Bazal enerji gereksiniminden fazla
alýnan enerji
Yüzölçümü m² = 0,12 A(.66)
Enerji = 70 A(.75)
70 kilogram aðýrlýðýnda bir insan günde
3000 K. kal metabolik enerji tüketiyorsa günlük su gereksinimi:
Su gereksinimi ,
ml = (400 +30 + 250) 0,12x70 (.66) + 1,73 x 0,40 (3000-70x70(.75) )
= 1346
+904 =2250 ml
Proteinlerden zengin gýdalarýn bol olarak
yenilmesi halinde de proteinlerin parçalanma ürünü olan üre
idrarla atýldýðýndan idrar miktarý çoðalmakta ve bu
yoldan su kaybý artýnca , suya duyulan gereksinim de yükselmektedir. Ýnsan
fizyolojik gereksinimi olan suyu her gün muntazam olarak karþýlamak
zorundadýr. Bunun yaklaþýk %50'sini içeceklerden, %35'ini yiyeceklerden ve
%15'ini de oksidasyon suyu olarak vücuttaki gýdalarýn yakýlmasýndan saðlar.
Tablo .Günlük sývý gereksinimi
|
Yaþ |
Aðýrlýk(kg) |
Total sývý (ml) |
ml/kg/24 saat |
|
3
gün |
3.0 |
250- 300 |
80-100 |
|
3
gün |
5.4 |
750- 850 |
140-160 |
|
1
yaþ |
9.5 |
1150-1300 |
120-135 |
|
2
yaþ |
11.8 |
1350-1500 |
115-125 |
|
4
yaþ |
16.2 |
1600-1800 |
100-110 |
|
6
yaþ |
20.0 |
1800-2000 |
90-100 |
|
10
yaþ |
28.7 |
2000-2500 |
70-
50 |
|
14
yaþ |
45.0 |
2200-2700 |
50-
60 |
a) Yapý maddesi :
Kaslarýn
bileþiminde %75-80
Kemik dokusunda
%25
Yað
dokusunda %20
Diþin dentin
dokusunda %10 oranýnda kullanmaktadýr.
b) Eritici : Su
organizmanýn ihtiyacý olan maddeleri eriterek doku ve hücrelere
taþýmaktadýr. Dolayýsý ile metabolizma artýklarý da su ile taþýnmaktadýr.
Ayrýca gýdalarýn sindirim sistemindeki seyri, yumuþatýlmasý, emilmesi ve kan
dolaþýmý ile taþýnmasý su ile olmaktadýr.
c) Isý düzenleyicisi:
Isýnýn vücuttan atýlmasý ve vücut ýsýsýnýn ayarlanmasý su ile saðlanýr.
Örneðin futbolcular bir maç süresinde 4-5 litre su kaybetmektedir.
d) Kayganlýk verici (Lubrikant) madde olarak
: Su özellikle vücudun oynak yerlerinde ve iç organlarda yeterli kayganlýðý
saðlayarak sürtünme ve aþýnmalarý önlemektedir.
Organizmanýn gereksinimi olan su baþlýca
3 kaynaktan gelir. Bunlardan birincisi ve en önemlisi içme suyudur. Ýkinci
kaynak diyeti oluþturan besin maddelerinin bileþimindeki sudur. Bu iki
kaynak dýþýnda üçüncü kaynak ise organizmada hidrojen kapsayan besin
maddelerinin metabolizmasý sýrasýnda bunlarýn oksidasyonu ile meydana gelen
metabolik sudur. Bu oksidasyonda yaklaþýk olarak, rasyonun metabolik
enerjisinin her 100 Kkal'si için 10-14 gram su oluþur. Besin maddesinin
oksidasyonu ile oluþan metabolik su miktarýnýn nasýl saptandýðýný bir
monosakkaritten oluþan metabolik suyu örnek vererek açýklayalým:
C6H12O6 Ž6CO2 + 6H2O
Monosakkaritin molekül aðýrlýðý 180 ve 6 molekül suyun ise 6 x18
=108 gram olduðuna göre; 100 gram karbonhidrattan 108 x100 / 180 = 60 gram
metabolik su oluþur.
Hidrojen içeren ve oksidasyona uðrayan üç
besin öðesinden (karbonhidrat, protein ve yað) oluþabilecek metabolik su
miktarlarý tabloda gösterilmiþtir.
Tablo . Besin öðelerinin içerdiði metabolik su
miktarlarý
|
Besin öðesi |
Metabolik
su/gr. |
Besin Mad. Enerjisi
ME Kkal/100 gr. |
100 Kkal ME
karþýlýðý su, gr. |
|
Karbonhidrat |
60 |
400 |
15,0 |
|
Protein |
42 |
460 |
10,5 |
|
Yað
|
100 |
900 |
11,1 |
Tablo . Su kaybýnýn insan organizmasýna etkileri
|
Su kaybý
%
1-1,5 %
6-7 % 11-12 |
|
Susuzluk |
Baþ aðrýsý |
Kramplar |
|
Harekette düzensizlik |
Soluk almada güçlük |
Yutkunma zorluðu, dilin þiþmesi |
|
Ýþtahsýzlýk |
Kan volümünün deðiþmesi |
Görme ve duyma zorluðu |
|
Rektal ýsýda artma, deri kýzarmasý |
Konuþma zorluðu |
Ateþ |
|
Sabýrsýzlýk, yorgunluk |
Hatýrlamada güçlük |
Duyarlýlýkta azalma |
|
Kalp atýmýnda artma |
Kan yoðunluðunda artma |
Yaþamýn sonlanmasý |
Susuzluðun derecesine göre organizmada çeþitli olaylar þekillenir. Kandaki
su normalin %3' ünden daha fazla eksilirse böbrekler metabolizma artýklarýný
geçiremeyecek hale gelir. Ýnsan organizmasýnda 2 litre su çýkmasý halsizlik,
3 litre su kaybý belirgin bir düþkünlük nedeni ve 4 litre su kaybý
tehlikenin baþlangýcý olarak kabul edilmektedir. Organizmadaki suyun %
11-12'sinin kaybý ise ölüme neden olmaktadýr. Susuzluktan ölüm, kan
yoðunluðunun fazlalaþmasý (Kanda 3-4 litre kadar su vardýr) nedeniyle ince
damarlarda dolaþýmýn durmasý sonucu asfeksiyle þekillenir. Hayvansal
organizma, bileþimindeki glikoz ve yaðýn tamamýný, proteinin %50'sini
kaybetmesine raðmen yaþamaya devam ettiði halde suyun %20'sini kaybettiðinde
ölmektedir.
Metabolik olaylar sonucu
oluþan artýklar insan organizmadan deðiþik yollarla atýlmaktadýr.
a. Ýdrar ile: Alýnan suyun
% 60'ý idrar ile atýlmaktadýr. Su idrarla bu yolla atýlan atýk maddeler için
eritici olarak görev yapmaktadýr. Yetiþkin bir insan günde 1000-1500 ml suyu
bu yolla kaybeder.
b. Dýþký ile: Bu yolla,
alýnan suyun % 5'i atýlmaktadýr.
c. Deri ile: Organizmadaki
suyun % 20'si buharlaþma ve terleme ile atýlmaktadýr. Ter vücut sývýlarýna
oranla hipotoniktir. Terin iyonik bileþimi þahýstan þahýsa deðiþtiði gibi
terlemenin azlýðýna çokluðuna þahsýn aklimatize olup olmadýðýna göre
deðiþir. Terin miktarý da etkilidir. Terle birlikte vücuttan; su, sodyum,
potasyum, kalsiyum, magnezyum gibi minarellerde kaybolmaktadýr. Dayanýklýlýk
çalýþmalarýnda, uzun süren egzersizlerde ve sýcak iklimlerde mineral kaybý
artmaktadýr.örn: bir futbol maçýnda terleme ile ortalama 1-4lt. su / her
litre için tuz kaybý 1,5 g Maraton-kayak kros, bisiklet v.b. sodyumla
beraber potasyum- mg kaybý da olmaktadýr.
d. Akciðerler ile: Her gün
buhar þeklinde 400-500 ml su organizmadan dýþarýya atýlmaktadýr.
Sonuçta bütün bu yollarla insan Her gün
yaklaþýk 2. 5-3 litre suyu dýþarý atmaktadýr. Atýlan bu su tekrar vücuda
alýnmaz ise ilk düzensizlik susuzluk hissi ile ortaya çýkacak olan tükürük
sekresyonunun durmasýna ve farenks mukozalarýnýn kurumasýna neden olan
ozmatik kan basýncýný artmasý olacaktýr.
Su ile saðlýðýn iliþkisi çok sýkýdýr. Bu
nedenle hijyenik niteliklere sahip temiz bir su hakkýnda yargýda
bulunabilmek ve gerekli nitelikleri iyice deðerlendirebilmek için suyun
kaynaðýnýn önceden iyi tanýnmasý gerekir. Doðada daima bir devir halinde
bulunan su , denizlerden, göllerden ve benzeri yüzeylerden güneþ ýsýsý ile
buharlaþarak havaya karýþýr. Daha sonra deðiþik meteorolojik þekillerde
tekrar topraða düþer buna hidrolojik devir denir. Dünyamýzdaki suyun ise
%97'si denizlerde, %2'si kutuplarda donmuþ halde, %1'i de karada yani toprak
parçasýnda bulunmaktadýr. Yer yüzündeki bu su zaman zaman buharlaþarak
atmosferdeki soðuk tabakalara ulaþýr ve yere yaðmur veya kar halinde tekrar
düþer. Toprak yüzeyine yaðmur, kar, dolu þeklinde düþen su damlacýklarý:
*tekrar buharlaþma ile
atmosfere döner,
*bitkiler tarafýndan
beslenme için alýkonulur.
*diðer önemli bir kýsmý da
yeryüzünün o bölgesindeki jeolojik oluþuma göre yer altý ve yerüstü sularýný
oluþturur. Su kaynaklarý 3 ana baþlýk altýnda incelenebilir.
I.Meteor sularý
Bu
sular yaðmur ve kar sularýdýr. Erimiþ maddeleri çok az bulundururlar. Doða
sularýnýn en temizleridir. Fakat geçtikleri hava tabakalarýndan oksijen ve
azot gazlarýný,havaya karýþmýþ olan karbondioksit, azot oksit, amonyak vb.
gazlarý,havada bulunabilen radyoaktif serpintileri, endüstri dumanlarýný
beraberce sürüklediklerinden daha havada iken hijyen bakýmýndan içilemez
haldedirler. Fýrtýnalý havalarda havanýn azotuyla, hidrojen ve oksijeni
birbiriyle birleþerek amonyum nitrat oluþturur. Kükürt dioksit de yaðmur
suyunda erimesi sonucu sanayii bölgelerinde asit yaðmurlarýna neden
olabilir.
Meteorik sular hijyen bakýmýndan
elveriþsiz iseler de endüstri bakýmýndan tercih edilen sulardýr. Buhar
kazanlarýnda daha az taþ oluþumuna neden olurlar. Yapýlarýnda
bulundurduklarý fazla karbondioksitin borularý aþýndýrmasý kötü yanlarýdýr.
Bu sebeple agresif sulardan sayýlýrlar.
II.Yeryüzü sularý
1.Akan sular: Bunlar
mevsimlere göre yaðmurlar,karlar ve yer altý sularýyla beslenen ve
yeryüzünde daima hareket halinde bulunan sulardýr. Hareketleri sýrasýnda bir
takým yabancý maddeleri fiziksel ve kimyasal olarak erimiþ ve süspansiyon
olarak yapýlarýna alýrlar. Önemli miktarda organik maddeleri de
beraberlerinde sürüklerler.
2.Durgun sular
a.Doðada bulunan
durgun sular:(deniz,göl,bataklýk sularý)
b.Ýnsanlar
tarafýndan hazýrlanan durgun sular (baraj,havuz,depo sularý)
III. Yeraltý sularý
-
a.Kuyu ve artezyen sularý
-
b.Kaynak sularý :Kendi
kendine yeryüzüne çýkan sular
-
ý.Soðuk kaynak
sularý
-
.Ýçme
sularý
-
.Týbbi
sular: Maden sularý
-
ýý.Sýcak kaynak
sularý
-
.Hypothermal
sular: 34°C'den az sýcak olan ýlýk sular
-
.Homiothermal
sular: 34-37°C'ler arasýnda (Vücut sýcaklýðýnda
-
.Hyperthermal
sular:40°C'den yüksek sýcaklýktaki sulardýr
Suyun insan saðlýðýný
olumsuz yönden etkilemesinin nedenlerini iki baþlýkta toplanabilir.
A-Zararlý biyolojik etkenlerin bulunmasý
B-Endüstri artýklarýndan doðan kimyasal yada radyoaktif kirleticilerin
bulunmasý.
Sularda
bulunabilen ve insan saðlýðý açýsýndan zararlý biyolojik etkenler arasýnda
patojen bakteriler, virüsler ve parazitler gelmektedir. Sularýn neden olduðu
enfeksiyöz etkenler, hastalar ve portörler tarafýndan çevreye yayýlmaktadýr.
Yörenin coðrafi konumu, alt yapý tesisleri, atýk maddelerin gördüðü
iþlem,toplumun sosyo-ekonomik yapýsý gibi birçok faktöre baðlý olarak,
patojen bakteriler ve diðer mikroorganizmalar dýþký ve benzeri yollarla
sulara ulaþýr. Ýçme suyu, oral-fekal enfeksiyon zincirinin en önemli
halkasýdýr. Suyla geçen enfeksiyonlarýn önüne geçilmesi büyük ölçüde suyun
bakteriyel kirliliðinin önlenmesi , suyun dezenfekte edilmesi ile olasýdýr .
Bilim adamlarý ve saðlýk kuruluþlarý temiz su elde etmek için çalýþmakta, su
standartlarý geliþtirmekte, içilebilir ve kullanýlabilir özellikte olan
sular için belirli kriterler ortaya koymaktadýr. Türkiye ' de gýda tüzüðü ve
su ile ilgili standartlarda sularýn içilebilirliðine koliform grubu
bakterilerin varlýðý/yokluðu esasýna göre karar verilmektedir.
Suda
bulunan mikroorganizmalarý üç grupta toplayabiliriz.
a- Suda doðal olarak bulunan canlýlarýn
mikroorganizmalarý :Spirillum, Vibrio, Pseudomanas, Achromobacter,
Chromobacter türleri ile Micrococcus ve Sarcina'nýn bazý
türleri. Bu bakterilerin optimum üreme ýslarý 25°C veya daha azdýr.
b- Toprakta yaþayan mikroorganizmalar :
Topraðýn yýkanmasý sonucu suya karýþýrlar. Bunlar; Bacillus ,
Streptomyces ve Enterobacteriacea'nýn saprofit üyeleridir.
Bunlarýnda optimum üreme ýsýlarý 25°C veya daha azdýr.
c- Normal olarak insan ve hayvanlarýn
baðýrsaklarýnda bulunanlar : Baþlýcalarý; Esherichia coli , Streptococcus
faecalis , Clostridium perfiringens ve muhtemelen baðýrsak
patojenleridir. ( Salmonella ve Vibrio comma gibi )
Tehlikeli su epidemilerine neden olabilen
Salmonellalar, Vibriolar, Shigellalar Anthrax, Burcellose, Ruam, ve diðer
birçok patojen bakteriler ve virüsler portörlerin dýþkýlarý ile sulara
karýþabilir. Su ile yayýlan salgýnlara su epidemileri denir. Baþlýcalarý
kolera,tifo,dizanteri ve enfeksiyöz hepatitistir.
Salmonella:
Genellikle mide kramplarý ve diyare ile birlikte akut gastroenteritidisi
içerir.S.typhi'nin neden olduðu tifo en bilinen etkendir. S.typhi dýþký ve
idrarla atýlmaktadýr. Suda yaþamasý deðiþken olup düþük sýcaklýk ve bol
besin koþullarý uygun bir ortam oluþturur.
Shigella:
Basilli dizanteri olarak da adlandýrýlmaktadýr. Etken dýþký ile
atýlmaktadýr. Çoðunlukla akut diyareye neden olur. Shigelliasis sudan
kaynaklanan salgýnlara neden olmasýna karþýn tifo'dan daha az rastlanýr.
Vibrio
cholerae:
Diyare, kusma, hýzlý su kaybý, kan basýncýnýn azalmasý, düþük vücut
sýcaklýðý ile karakterizedir. Hastalýk hasta kiþilerin dýþkýlarý ile
yayýlýr. Yüzeysel sularda bu bakterinin yaþama süresi 1 saatten 13 güne
kadar deðiþmektedir. Kolera salgýnlarý genelde þebeke sularýnýn
kirlenmesiyle ortaya çýkar.
Enteropatojenik E.Coli:
Atýk sularda bol miktarda bulunan bu bakterinin patojenik türü diyareye
neden olmaktadýr.
Leptospira:
Leptospirosis'e neden olan bu bakteri kan dolaþýmýna derideki sýyrýklardan
veya mukozadan girmekte börek,karaciðer ve merkezi sinir sistemini etkileyen
akut enfeksiyonlara neden olmaktadýr. Bu bakteri idrarla atýlýr. Suda yaþama
süresi bir kaç günden 3 haftaya kadar deðiþir.
Tularemia:
Tularemia'ya Francisella tularensis ,pasteurella tularensis adý verilen
bakteriler neden olmaktadýr. Leptospira'da olduðu gibi etken kan dolaþýmýna
deri sýyrýklarý ve mukozalar yoluyla girmekte; üþüme, ateþ, lenf
düðümlerinde þiþme ve halsizlik gibi durumlarla ortaya çýkmaktadýr.
Hastalýk; dýþký, idrar ve hasta hayvan ölülerinin su kaynaklarýný kirletmesi
sonucu yayýlmaktadýr. Bu mikroorganizmalarýn suda yaþama süreleri düþük
sýcaklýklarda uzamaktadýr.
Tüberküloz:
Su ile tüberküloz yayýlmasý pek yaygýn deðildir. Tüberküloz basilinin suda
yaþama süresi birkaç hafta olabilmekte , düþük ýsý yüksek organik besin
deriþimi elveriþli koþullar oluþturmaktadýr.
Enfektif hepatitis:
Sarýlýk olarak bilinen bu hastalýk genellikle su ile yayýlmakta ve diðer
kirlilik etkenleri ile bir arada bulunmaktadýr.
Polimyelitis :
Çocuk
felcinin kirli sularla da yayýldýðý bildirilmektedir. Temelde kiþiden kiþiye
temasla bulaþmasýna karþýn kirli sularla da bulaþma bildirilmiþtir.
Bazý
protozoa türleri normal olarak insan da dahil olmak üzere sýcak kanlý
hayvanlarýn baðýrsaklarýnda yaþamaktadýrlar. Bu protozoa türlerinin büyük
bir kýsmý insanlar için tamamen zararsýz olup saðlýklý ve hasta insanlarýn
dýþkýlarýnda sürekli olarak bulunurlar. Ancak bazý protozoa'lar patojendir.
Entameoba histolika:
Amebiosis'e neden olan bu protozoon dýþký ile kistler halinde atýldýðýndan
suda uzun süre kalabilir. Protozoa baðýrsak çeperinde delik aþar ve bazý
durumlarda baðýrsakta çatlamaya neden olur.
Naegleria gruberi:
Amibin patojen cinsi olan N.gruberi menenjit'e neden olmaktadýr. Patojen
vücuda burundan girmekte, daha sonra beyine,omurilik sývýsýna ve kan
dolaþýmýna ulaþmaktadýr. Semptomlar su ile temas edildikten 4-7 gün sonra
görülmeye baþlar. Ölüm genellikle semptomlar görüldükten 4-5 gün sonra
þekillenir. Hastalýk kirli sularda yüzme ile geçer.
Taenia saginatta:
Ýnsanlar bu parazitin yumurtasýný taþýyan sularý aðýz yoluyla almak
suretiyle hastalanýrlar.
Ascaris lumbricoides:
Ascariasis denilen hastalýða neden olan bu parazit daha çok çocuklarda
görülür. Dýþký ile atýlan yumurtalar toprak ve suda uzun süre canlý
kalabilirler. Atýk su arýtma tesislerinde çalýþanlarýn %2 'sinde , atýk su
ile sulama yapan çiftçilerin % 16'sýnda hastalýk görülmektedir.
Shistosoma:
Shistomiasis'e neden olup hastanýn idrar veya dýþkýsý ile kirlenmiþ sularda
görülür.
Enfeksiyonlarýn bulaþmasýnda bir çok
etken rol oynamasýna raðmen, büyük salgýnlarýn çýkmasýnda ve yayýlmasýnda
doðal çevre ve özellikle su büyük önem taþýr . Hijyenik koþullara sahip
suyun saðlanmasý sosyo - ekonomik ve sosyo- kültürel faktörler ile sýký
sýkýya baðlantýlýdýr. Gece kondu bölgelerinde yaþayanlar su
gereksinimlerini genellikle özel kuyulardan saðlamaktadýrlar . Bu gibi
yerlerde dezenfeksiyon iþleminin önemi yeterince anlaþýlamadýðýndan dolayý
klorlama iþlemi ya hiç uygulanmamakta yada düzensiz uygulanmaktadýr. Alt
yapý yokluðu yada yetersizliði sonucunda patojen mikroorganizmalarýn sulara
karýþmasý ve bu sularýn içme suyu olarak kullanýlmasý sonucunda da
enfeksiyonlar ortaya çýkmaktadýr.
Su havada buhar halinde iken doðal olarak
temizdir. Fakat temiz olan bu su yaðmur, kar ,vs halinde yeryüzüne düþerken
geçtiði kirli hava tabakalarýnda bulunan gazlarý, tozlarý, radyoaktif
serpintileri ve mikroplarý alarak atmosferin kirlilik derecesine göre az
veya çok kirlenir. Kimyasal yapýsý itibarý ile saf su olmaktan çýkar. Toprak
yüzeyi ile temasa geçtiði andan itibaren bu yerlerin niteliklerine göre
organik ve anorganik maddeler bakýmýndan yükü artmaya baþlar. Yeryüzünden
akarken veya derinliklerden geçerken insan, hayvan ve bitki organik
artýklarýný, tarým , endüstri , kanalizasyon ve nükleer kirlilikleri de
bünyesine alýr. Suyu kirleten bu maddelerin kaynaðý insan ve hayvanlar ile
onlarýn deðiþik kullanma sahalarýndan gelen artýklardýr. Bu yüzden bir suyun
kirlenme derecesi suyun yere ilk düþtüðü veya sonradan toplandýðý veya
aktýðý yerlerdeki insan ve hayvan topluluðuna baðlýdýr.
Su canlýlarýn temel bir gereksinimidir ve
suyun yetersizliði ve kirlenmesi çeþitli sorunlarý da beraberinde
getirmektedir. Yapýlan istatistiklerde, özellikle geliþmekte olan ülkelerde
hastalýklarýn yaklaþýk % 80 'inin su ile iliþkili olduðu ortaya konmuþtur .
Hatta , su kaynaklarýnýn hijyenik olarak yetersiz olmasý nedeniyle her yýl
yaklaþýk beþ milyon bebeðin öldüðü bilinmektedir. Doðadan buharlaþarak
havaya karýþan su, havada buhar halinde doðal olarak temizlenir. Fakat bu su
yaðýþ halinde yere düþerken, hava tabakalarýnda bulunan gazlarý, tozlarý,
dumanlarý,radyoaktif serpintileri ve mikroorganizmalarý alarak atmosferin
kirlilik derecesine göre az veya çok kirlenir. Toprak yüzeyi ile temas
ettiði andan itibaren bu yerlerin vasýflarýn göre mikroplar,organik ve
anorganik maddeler bakýmýndan yükü artmaya baþlar . Yeryüzünde akarken veya
derinliklere geçerken insan, hayvan ve bitki organik artýklarý ile tarým,
endüstri, kanalizasyon ve nükleer kirlilikleri de bünyesine alýr.
Dünya ülkelerinin endüstride hýzla
ilerlemesi ve nüfus atýþý temiz su kullanýmýný arttýrmakta ve bugün su
kirliliði en güncel konu olarak karþýmýza çýkmaktadýr. Ülkemizde hýzlý bir
kentleþme sürecine girmiþtir . Plansýz ve kontrolsüz kentleþme
sonucu,arýtýlmadan doðal sulara karýþan atýk sularýn kendi kendine
temizlenmesine olanak býrakmayacak boyutlarda kirlenmesine sebep olmaktadýr.
Dünya Saðlýk Örgütünce (WHO) yüzeysel
sulardaki kirlilik unsurlarý sýnýflandýrýlmýþtýr .
a) Bakteri ,virüs ve diðer
hastalýk yapýcý canlýlar: Sularýn hijyenik açýdan kirlenmesine neden olan
organizmalar, genellikle hastalýklý veya portör olan hayvan ve insanlarýn
dýþký ve idrarýndan kaynaklanmaktadýr. Bulaþýcý etki ya bu atýklarla
doðrudan temasla yada atýklarýn karýþtýðý sulardan dolayý gerçekleþir. Bu
tür sular içilmez ve kullanýlmazlar
b) Organik maddelerden
kaynaklanan kirlenme : Ölmüþ hayvan, bitki artýklarý ile tarýmsal artýklarýn
yüzeysel sulara karýþmasýyla ortaya çýkar. Suyun oksijen seviyesindeki
deðiþimlerde su kalitesini etkiler. Ayrýca mikroorganizmalara uygun bir
üreme ve geliþme ortamýný saðlar .
c) Endüstri artýklarý :
Çeþitli endüstrilerden çýkan fenol, arsenik, siyanür, krom gibi toksik
maddelerden oluþurlar. Bileþimleri gün geçtikce deðiþir .
d) Yaðlar ve benzeri
maddeler : Tanker ve boru hatlarýyla taþýnan petrolün kazalar ve sýzmalar
sonucu yüzeysel sulara karýþmasýyla bu tür kirlilik oluþur. Yüzeysel sulara
karýþmasýnýn yarattýðý olumsuz etkiler açýsýndan önemlidir.
e) Sentetik deterjanlar :
Ýçerdikleri fosfatlar yüzeysel sularda östrafikasyona ve ikincil olarak
kirlenmeye sebep olurlar
f) Radyoaktivite: Nükleer
enerjinin kullanýldýðý tesislerin reaksiyon ürünleri radyoaktiftir. Nükleer
atýklarýn yeraltý ve deniz altýnda uzun süre saklanmasý sýrasýnda kaplardan
sýzmalarý sonucu sulara karýþmalarýyla toksit özellikleri ortaya çýkar.
Hastane araþtýrma kuruluþlarýndan kaynaklanabilir.
Atmosferdeki nükleer silah denemeleri
sýrasýnda yaðmur sularýnýn kirlenmesi sonucu da sularda kirlilik sebebi
oluþturur
g) Pestisitler : Yapay
organik maddelerdir. Zararlý böcek, bitki ve mantarlarla mücadelelerde
kullanýlýrlar. Uzun süreli kullanýmlarý sonucu zararlý etkileri ortaya
çýkar.
h) Yapay organik kimyasal
maddeler : Farmasotik, petrokimya, ve kimya endüstrilerince üretilirler. Bu
maddeler yerlerini aldýklarý doðal organik maddelerden daha güç degredasyona
uðrarlar
ý) Yapay ve doðal tarýmsal
gübreler: Bunlar ikincil olarak kirlenmeye neden olurlar
j) Anorganik tuzlar :
Çözünmüþ tuzlar sularda ve deþarj noktalarýnda Sodyum, potasyum, kalsiyum,
magnezyum, demir, sülfat, nitrat, bikromat, ve fosfatlarý halinde bulunurlar
Bunlarýn çok yüksek dozlarý kirleticidir. Sularýn içme, sulama ve birçok
endüstriyel kullaným için uygunsuz hale getirir.
k) Ýnert çözünmeyen
madde:Tebeþir, Jips gibi birçok inert çözünmeyen madde sularda bulanýklýðý
arttýrýr. Bu yüzden arzu edilmezler
Bunlarýn dýþýnda sular fiziksel (renk,
sýcaklýk, süspansiyon, maddeler), fizyolojik (tat, koku) ve biyolojik
kirlenmeye de maruz kalabilirler.
Yerüstü ve yeraltý sularýný kirleten
þartlar karþýsýnda doða, sularýný korumak ve kirlenmiþ olanlarýný temizlemek
için birçok aracý kullanmaktadýr. Sularýn kirlenme sonucu taþýdýklarý
kimyasal maddelerin ve canlý cisimlerin, doðanýn kendi lâboratuarýnda
çalýþtýrdýðý biyolojik ,fizik, mekanik araçlarla ve kimyasal olarak
temizlenmesine OTOEPÜRASYON (Autoepuration), yani sularýn kendi kendini
temizlemesi denir. Bu olay biyolojik, mekaniksel ve fiziksel ile kimyasal
olmak üzere üç faktörden oluþur.
Aerop ve anaerop mikroorganizmalarýn
tesiriyle organik maddeler bir seri redüksiyon ve oksidasyon olaylarý
geçirerek bitkilerin istifade edebileceði nitratlar haline dönüþürler.
Canlý organizmada 37° C sýcaklýða ve bol
gýda kaynaklarýna alýþmýþ olan patojen mikroorganizmalar , vücut dýþýna
çýktýðý zaman bu þartlara uzun zaman dayanamayýp ölürler veya bu þartlara
alýþmýþ olan saprofit mikroorganizmalarla karþýlaþýnca bunlara direnemeyip
canlý kalamazlar. Ayrýca protozoonlar bakteriofajlar ve fitoplanktonlar çok
önemli rol oynarlar. Bunlarýn mikrop yeme konusundaki yetenekleri çok fazla
olup kirli sularýn biyolojik temizlenmelerinde yaptýklarý iþ çok önemlidir.
Su kum gibi küçük taneli bir toprak
tabakasýndan geçerken ,içerisindeki kolloidal halde bulunan organik ve
inorganik maddeler ve mikroplar , bu küçük kum taneleri tarafýndan çekilerek
bunlarýn üzerine yapýþýr. Bu iþleme filtrasyon veya perkolasyon denir.
Uygun bir toprak tabakasýndan aþaðýya geçen su böylece berraklaþýr.Ancak
filtrasyonun tesiri ,toprak tanelerinin çaplarýna, tabakanýn kalýnlýðýna ve
su basýncýna baðlýdýr.
Sular içinde bulunan madensel ve organik
maddeler aðýrlýklarý sebebiyle yavaþ yavaþ dibe doðru çökerler ve bu esnada
kendilerinin çekim sahasýna tesadüf eden daha küçük ve kolloidal cisimler
ile mikroorganizmalarý sürükleyerek sularýn temizlenmesine yardým ederler.
Suyun kitlesine ve durgun kalma süresine göre bu olayýn etkinliði azalýp
çoðalabilir.
Kirli sularýn daha az kirli veya temiz
büyük su kitlelerine karýþarak ,dilüe olmasý ve mikrop konsantrasyonlarýnýn
azalmasýdýr.
Güneþin ultraviyole ýþýnlarý sularda etki
edebildiði yüzeysel tabakalarda bakterisid etki gösterir.
Bol oksijenle temasa gelen hareketli
sularda oksijen otoepürasyon için önemli bir faktördür. Ancak çok miktarda
deterjan içeren kanalizasyon sularýnýn meydana getirdikleri köpük
tabakalarýnýn bu oksijenasyona veya dolayýsýyla sularýn temizlenmesine engel
teþkil edeceði unutulmamalýdýr.
Özellikle tuzdan zengin sularda, örneðin
deniz sularýnda bakteriyel faaliyetler kontrol altýnda tutulur.
Çeþitli nedenlerle temizlenen sularda
mikroplarýn beslenebileceði maddeler ortadan kalkmýþ olacaðýndan patojen
mikroorganizmalar yaþayamaz hale gelirler. Doðal þartlarda suyu temizleyen
bu faktörlerin etkisi ani ve kesin deðildir. Bu faktörlerin uzun süre devamý
etkisini fazlalaþtýrýr. Bu faktörlerin etkisi ile doðada oluþan temizlenme
olayý tam ve emin bir þekilde þekillenmez. Genellikle bunlar suyun durumu
hakkýnda bazý fikirler verir. Bu fikirlerle temiz sularýn nerelerde
bulunabileceði ve herhangi bir suyun temizlik þartlarýna sahip olup olmadýðý
hakkýnda ilk ölçütleri belirlenebilir. Fakat suyun temizliðine veya
kirliliðine kati olarak karar verilemez. Kesin kararý verebilmek için
aþaðýdaki incelemelerin yapýlmasý gereklidir.
Doða da tam olarak saf suyun bulunmasý
hiçbir zaman mümkün deðildir. Doðadaki sularda yabancý madde, erimiþ tuzlar,
gazlar, kimyasal bileþikler, hastalýk yapan veya yapmayan organizmalar,
toprak kil vs. bulunur. Bunlarýn bir kýsmý mikroskopla ve bakteriyolojik
muayeneler, bir kýsmý kimyasal deneylerle, bir kýsmý gözle, bir kýsmý da tat
ve kokularýyla teþhis edilebilir.
Su bulunduðu þartlara baðlý olarak
katý,sývý ve gaz hallerinde bulunabilir. Yoðunluðu büyük ölçüde sýcaklýða
baðlýdýr. Suyun fiziksel özelliklerinden sýcaklýðý,bulanýklýðý ,rengi
lezzeti, kokusu , geçirgenliði ve pH'sý önemlidir. Ýçilebilir nitelikteki su
fiziksel açýdan en az aþaðýdaki nitelikleri taþýmalýdýr:
a)
Sularýn
bulanýk olmamasý,
b)
Renksiz
olmalý
c)
Kokusuz, kendine has bir tat bulunmalý,
d)
Ýçilebilir suyun sýcaklýðýnýn 15°C den daha aþaðý sýcaklýkta olmasý arzu
edilir.
Suyun kendine özgü lezzeti özellikle
sýcaklýða baðlýdýr. Genel olarak içme suyunun sýcaklýðýnýn 7-12 °C 'ler
arasýnda olmasý istenmektedir. Daha sýcak sular aðza yavan gelebildiði gibi
20°C'den fazla sýcak sular mide bulantýsý vermektedir. Bunun tam aksi soðuk
sular mide ve baðýrsak mukozasýný tahriþ ettiði gibi baðýrsak hareketlerini
durdurmakta ve sancý oluþturmaktadýr. Ýçilebilir su ,derinden gelen toprak
tabakalarýndan çok yavaþ süzülerek yer üstüne çýktýðýndan daima soðuktur. Bu
yavaþ süzülme suyu kirliliðinden büyük ölçüde arýndýrýr.
Suyun bulanýklýðý içerdiði asýlý ve
kolloidal haldeki organik ve inorganik maddelerden ileri gelir. Organik
maddeler arasýnda patojen mikroorganizmalarýn bulunabileceði de ayrýca
unutulmamalýdýr. Bulanýk sular daima þüpheli sular olarak kabul edilmelidir.
Ýçme ve kullanma sularýnýn berrak olmasý su hijyeni yönünden önemlidir.
Kaynaðý ne olursa olsun önceden ne gibi temizleme iþlemi görmüþ bulunursa
bulunsun bulanýk sularýn içilmemesi, iþletme ve ev iþlerinde kullanýlmamasý
gerekir. Hatta borularda tortu býrakmalarý dolayýsýyla endüstride bile
kullanýlmamalýdýr.
Bulanýklýk tayininde “turbidimetre”
denilen alet kullanýlýr. Bu aletin esasý ,1 metre uzunluðunda 2 cm çapýnda
bir cam borudur. Bir ucunda ortasýnda 4 mm siyah bir çizgi bulunan beyaz bir
týpa ile kapatýlýr. Bulanýklýðý ölçmek için cam borunun içine týpadaki siyah
çizgi, üsten bakýldýðýnda kayboluncaya kadar numune suyu konulur. 60 cm
yüksekliðinden daha fazla su konulduðunda çizgi görülürse suyun berrak
olduðuna karar verilir.30-60 cm arasý hafif bulanýklýða ve 30 cm'den aþaðý
olursa bulanýklýlýða karþý gelir. Muayene gündüz ýþýðý ile (Güneþ ýþýðýnda
deðil) yapýlmalýdýr.
Suyun rengi hakkýnda karar verebilmek
için suya süzüldükten sonra bakýlmalýdýr. Çünkü suyun rengi genellikle suda
kolloidal halde bulunan organik ve inorganik maddelerden Bazen de endüstri
sularýnda erimiþ kimyasal maddelerden ve boyalardan ileri gelir.
Az miktardaki su renksiz olmasýna
karþýlýk kalýn tabaka halinde doðal olarak mavimtýrak renktedir. Fakat demir
bileþikleri ,koloidal organik maddeler ve özellikle de bitkisel kaynaklý
maddeler süspansiyon halinde bulunduklarýnda suyu renklendirirler. Ýçinde
demir tuzlarý (Ferro) bulunan sular sarý renkte olup havalandýrýlýnca
kýrmýzýmtýrak çökelek verirler. Granitli kayalardan gelen sular hafif
esmerimtrak bir renk taþýrlar. Ayrýca suda yosunlarýn ve mikroorganizmalarýn
üremesi de suya yeþilimsi bir renk vermektedir.
Genellikle iyi nitelikli su kokusuzdur.
Suyun kokulu oluþu birçok nedenden ileri gelir. Bu nedenler genellikle
mikroorganizmalarýn fermentasyonu ,dýþký ,idrar karýþmasý, organik
maddelerin ayrýþmasý, endüstriyel artýklarýn ve çeþitli artýklarýn karýþmasý
þeklinde sayabiliriz. Ayrýca derin yeraltý sularýnda sülfatlarýn
ayrýþmasýyla oluþan kükürtlü hidrojen, sularýn içinde yaþayan algler,
protozoonlar ve çeþitli mikroorganizmalar ve bazen de sularýn
nakledilmelerinde kullanýlan boru ve kaplarda kokunun oluþmasýna neden olur.
Ayrýca sularýn dezenfeksiyonunda kullanýlan klor ve iyotta suya kendilerine
özgü kokularýný verir. Koku muayenesi için þiþenin kapaðý çýkarýlarak hemen
koklanýr. Ayrýca su bir beherglas’a konur, aðzý saat camý ile kapatýlýr ve
95°C'ye kadar ýsýtýldýktan 5 dakika sonra koku muayenesi yapýlýr.
Suyun lezzeti, suda erimiþ oksijen ve
karbondioksit gazlarýna, içerdiði diðer kimyasal maddelere ve suyun
sýcaklýðýna ve soðukluðuna göre deðiþmektedir. Suyun lezzeti doðal ve hoþ
içimli olmalýdýr. Aksine ekþi, acý, tuzlu, madeni veya kekremsi lezzetli
olmamalý, lezzetini deðiþtirmemeli, içildiði zaman boðazda kuruluk,
buruþukluk ve midede de þiþkinlik hissi vermemelidir. Ýçilen suyun,
istenilen taze su lezzeti içerdiði oksijen ve karbondioksit gazlarýndan
oluþmaktadýr. Suyun ýsýtýlmasý halinde bu gazlar buharlaþarak uçacaðýndan
suda yavan ve tatsýz bir lezzet oluþur. Suda bulunan mineral maddelerin
oraný az ise suda kabul edilebilir bir lezzet vardýr. Mineral maddelerin
çokluðu suyu içilemez bir hale getirebilir.
Suyun elektrik akýmýna direnci saf olduðu
zaman çok þiddetlidir. Çözünmüþ madensel tuzlarý içerdiði zaman ise elektrik
akýmý direnci azalýr. Ýyi kaliteli su ,elektrik akýmýna karþý sabit bir
direnç gösterir.
Suyun pH'sý suda kalsiyum bikarbonat ve
alkali tuzlar bulunursa alkali ,fazla karbondioksit varsa asit reaksiyon
gösterir. Suyun fazla alkali olmasý kokuþmanýn varlýðýný gösterir. Asiditesi
karbondioksitten baþka asitlerden oluþan sularýn korrosif özellikleri
vardýr. Suyun pH'sý nötr veya hafif alkali olmalýdýr. Kaynak sularýnda pH
7.0-8.5, içme ve kullanma sularýnda pH 6.5-9.2 sýnýrlarý içinde olmalýdýr.
Hijyen bakýmýndan alimentasyon suyunun
kimyasal analizi ; erimiþ gazlar (Özellikle CO2 ve O2),
sertlik derecesi, organik maddeler ,amonyak, nitrat ,nitrit , klorür,
deterjan bulunup bulunmadýðý ve miktarlarýnýn tayinleri üzerinde yapýlýr.
Gereðinde Fe, Pb, Zn, pestisidler ve radyoaktif serpintiler araþtýrýlýr.
Oksijen, erimiþ halde hava ile temas eden
sularda bulunmaktadýr. Bulunan oksijen oraný, suyun yüzeysel veya derin
olmasýna, kokuþmuþ maddelerin bulunup bulunmadýðýna, sýcaklýðýna, hava
basýncýna, bulunan madensel tuzlara, suda yaþayan canlýlara ve suyun
dalgalý, çarpýntýlý olmasýna göre deðiþir. Genellikle dalgalandýkça ve
aktýkça havadan oksijen alan temiz sular, litresinde 12 ml kadar oksijen
içerirler. Bu sularda kokuþma maddeleri bulunduðunda ,oksijen bu maddeler
tarafýndan sarf olduðundan miktarlarý çok azalýr. Bununla beraber hiçbir
kirliliðe baðlý olmadýðý halde yeraltý sularýnda oksijen miktarý litrede 6-7
ml' ye düþebilir. Derinden gelenlerde ise hiç yoktur. Fakat bu yokluk bir
kirlilik anlamýný taþýmaz .Bu sular yeryüzüne çýkýp da hava ile temas edince
az çok oksijen alýrlar. Ýçme sularýnda oksijen bulunmasýnýn saðlýk üzerine
doðrudan bir tesiri yoktur. Ancak suyun lezzetini etkilediðinden az miktarda
bulunmasý gerekir. Fazlasý ise sulara agresiv özellik kazandýrmaktadýr.
Karbondioksit hemen hemen her suda çok az
bulunur. Bunu saðlýða bir zararý yoktur. Fakat suyun lezzeti üzerine etkisi
vardýr. Karbondioksiti uçurmak için yapýlan ýsýtma iþlemi sularý lezzetsiz
yapar .Genel olarak karbondioksit oranýnýn olabildiðince az olmasý istenir.
Aksi suda bazý maddelerin fermentasyonu sonucu kokuþma belirtisidir. Litrede
5 mg. karbondioksit kabul edilebilir sýnýrlardadýr. Ancak en fazla
karbondioksit oraný çok derinden elde edilen gazlý maden sularýdýr. Yaklaþýk
litrede 2-3 mg'dýr. Bunu kokuþma ve fermentasyonla ilgisi yoktur. Fazla
miktarda karbondioksitin olmasý halinde suyun pH'sý düþer ve fazla bir
asidik ortam oluþur. Böyle sular korozif özellik kazandýklarýndan borularý,
bulunduklarý kaplarý aþýndýrýrlar.Kurþun,bakýr,çinko gibi madenleri de
içerirler sonuçta madensel zehirlenmelere neden olur.
Genel olarak suyun sertliði, kalsiyum
seviyesi olarak kabul edilmesine raðmen,suyun sertlik derecesi
içerdikleri erimiþ kalsiyum ve magnezyum tuzlarýndan
ileri gelmektedir. Sular bunlarý topraktan alýr. Sular, erimiþ halde bulunan
kalsiyum ve magnezyumu bikarbonat tuzlarý, sülfat tuzlarý ,klorür tuzlarý ve
ayrýca az miktarda nitrat tuzlarý halinde içerirler. Özellikle kalsiyum
bikarbonat ve kalsiyum sülfat suyun sertliðinde önemli rol oynar. Tüm
anorganik tuzlar suda çözünürler. Sýcaklýk artýþý bazý tuzlarýn
çözünürlüðünü azaltýr.(Ca(OH)2 ,FeSO4 ) diðer çözünmüþ
madde deriþimi de bunu etkiler. Alçak rakýmlý bölgelerde tuz deriþimi
zeminle temas yüzeyi büyük olduðundan yüksektir. Su da en sýk bulunanlar
kalsiyum, magnezyum, Na2CO3, sülfat ve klorürlerdir.
Sularda erimiþ halde bulunan kalsiyum ve magnezyum bikarbonat tuzlarý,
sularý kaynatmakla erimeyen karbonat tuzlarý, sularý kaynatmakla erimeyen
karbonatlar halinde çöktüðünden bunlarýn oluþturduðu sertlik Geçici
Sertlik
diðer tuzlarýn oluþturduðu sertliðe de
Kalýcý Sertlik
denir. Çünkü bu tuzlarýn oluþturduðu
sertlik sularý kaynatmakla geçmez. Bahsedilen tüm tuzlardan ileri gelen
sertlik ise Toplam Sertlik adýný alýr. Özellikle kalsiyum ve
magnezyumun sülfat tuzlarý kalýcý sertlik nedenidir. Kalsiyum ve magnezyum
bi karbonat tuzlarý ise geçici sertlik oluþturur. Geçici sertliði oluþturan
bikarbonat tuzlarý ýsýtýldýðý zaman;
Ca(HCO3) 2----------------->
CaCO3 +CO2 +H2O
Mg(HCO3) 2------------------>
MgCO3 +CO2 +H2O
þeklinde ayrýþýrlar. Karbonatlar çöker,
oluþan veya suda önceden erimiþ halde bulunan serbest karbondioksit uçar.
Suyun kalýcý sertliði genellikle toprak alkali maddelerin sulfatalarýndan
klorürlerinden ileri gelen sertliklerdir. Bu tür sertlik ýsýtýlmakla
giderilmemesine karþýlýk sodyum karbonatla giderilir.
CaSO4 + Na
2 CO3 ---------------------------> Na2
SO4 + CaCO3
Evsel ve endüstriyel atýk sularýnýn
yüzeysel sulara deþarjý sonucu bu sulardaki Cl(, sülfat, nitrat, fosfat
deriþimi artar. Sudaki çok deðerlikli metal iyonlarýnýn sabunlarla
çözünmeyen bileþikler meydana getirme özelliði olan sertlik derecesi
Fransýz, Ýngiliz, Alman, Amerikan ve minival sertlik derecesi olarak deðiþik
þekillerde belirtilir. Ülkemizde Fransýz sertlik derecesi kullanýlmaktadýr.
Bir
Fransýz sertlik derecesi
10 mg CaCO3 /Lt . veya 8.4 mg MgCO3
'a
Bir
Ýngiliz sertlik derecesi 14.3 mg Ca CO3 /Lt . veya 2.0 mg
Mg CO3 'a
Bir
Alman sertlik derecesi 10 mg CO3 /Lt . veya 7.1 mg Mg
CO3 'a
Bir
Amerikan sertlik derecesi 1 mg Ca CO3 /Lt . veya 0.8 mg Mg
CO3 'a
Bir
Minival sertlik derecesi 50 mg Ca CO3 /Lt . veya 42 mg Mg
CO3 'a
1 Fr
SD= 0.56 Alm.SD =0.70 Ýng.SD'dir
Minival sertlik bir litre suda bulunan
milival gramý gösterir. Minival gram, kimyasal eþdeðer miktarýn 1/1000'i
demektir. Örneðin CaCO3 'a molekül aðýrlýðý 100, kimyasal
eþdeðerliliði 100/2 = 50'dir. Bunun binde biri 0.05 gr kalsiyum karbonat
veya bu miktara eþdeðer sertlik veren maddelerin bulunmasý 1 milivat deðeri
verir.Sertlik derecelerine göre sularda þöyle bir sýnýflandýrma
yapýlabilmektedir.
Tablo . Sertlik derecelerine göre sularda
sýnýflandýrma
|
Fransýz sertlik derecesi |
Alman sertlik derecesi |
Ýngiliz sertlik derecesi |
Suyun niteliði |
|
0
- 7 |
0-
4 |
0-5 |
Çok yumuþak |
|
7 -
14 |
4-
8 |
5-10 |
Yumuþak |
|
14
- 22 |
8-
12 |
10-15 |
Hafif sert |
|
22
-32 |
12-
18 |
15-22 |
Sert |
|
32
– 54 |
18-
30 |
22-35 |
Çok sert |
|
>54 |
>30 |
>35 |
Çok aþýrý sert |
a)
Sert
sular ,cildi sertleþtirmeleri ve yýkanma,bulaþýk, çamaþýr gibi ev iþlerinde
fazla sabun sarf ettirmeleri ve iþlemleri güçleþtirmeleri nedeniyle pek
istenmezler. Örneðin 25 sertlik derecesinde bir litre suyu tamimiyle
köpürtebilmek için en az 3 gr. sabun sarf etmek gereklidir. Buna göre 300
litre su ile yýkanan bir ev çamaþýrý için 900 gr. sabun gereklidir.Eðer
yumuþak su ile ayný iþ yapýlacaksa sarf edilecek sabun yarý yarýya azalýr.
b)
Sabun
çökeleði banyo veya duþ sonrasýnda insan derisine yapýþýr. Deri
gözeneklerini týkar ve saç tellerini kaplayarak sertleþtirir. Deriye yapýþan
bu kütle, bakteri üremesi için elveriþli bir ortam yaratýr.
c)
Sudaki
sertlik zamanla kendiliðinden veya su ýsýtýldýðýnda hýzla çözünürlüðünü
kaybeder ve geçtiði yüzeylere yapýþmaya baþlar. Su borularýnýn içi hýzla
dolar, su basýncý ve akýþý azalýr.
d)
Suyun
ýsýtýldýðý yüzeylerde daha da artan kireçlenme, yalýtkanlýða sebep olur ve
elektrik tüketimini artýrýr. Kalorifer tesisatýndaki kireçlenme yakýt
tüketiminin artmasýna sebep olur. Buhar elde etmek için kullanýlan sularda,
gerek ekonomi ve gerekse kazanlarýn dayanmasý bakýmýndan sertliðin büyük
önemi vardýr. Geçici sertliði 12,5'tan fazla olan sert sular çok çöküntü
yapýcýdýrlar.Bu gibi sular ýsýtýlýnca bikarbonatlar, karbonat halinde
çökerek, kazanda ve borularda bir kabuk oluþtururlar. Oluþan bu kabuk,
ýsýnýn güç iletilmesine ve dolayýsýyla fazla enerji kullanýlmasýna neden
olacaktýr.
e)
Sertlik
mineralleri yemeklerde istenmeyen bir tat verir. Sert su ile yapýlan buz
buðulu bir görünümde olur. Ayrýca tahýl, baklagiller ve sebzeleri
sertleþtirebilirler, bu yüzden yemeklerin geç ve güç piþmelerine sebep
olarak zaman ve enerji kaybettirirler.
f)
Tekstil, boya, kaðýt, deri, þeker , bira endüstrileri için sert sular
elveriþsizdir.
g)
Diðer
taraftan çok tatlý sular , karbondioksit ile fazla yüklü olduklarýndan
agresif ,yani kemiricilerdir. Bu yüzden özellikle su borularýnda bulunan
kurþun,kalay ve kadmiyum gibi aðýr metalleri eritirler. Halbuki sular
kireçten zengin olduðu zaman ,borularýn içini ince bir kireç kaplayacaðý
için kurþunla suyun temasý önlenmiþ olur.
Suyun sertliðinin saðlýk üzerine zararlý
bir etkisi yoktur. Fazla sert sularýn mideye biraz aðýr gelmesi nedeniyle,
yaklaþýk bir sýnýr olarak içme sularýnýn toplam sertliklerinin de 12'yi
geçmemesi önerilir. Ayrýca fazla magnezyum sülfat içeren sularýn , laksatif
etkileri nedeniyle içilmemeleri gerekir.
Suyu yumuþatmanýn en pratik yolu iyon
deðiþtirici reçine kullanmaktýr. Ýyon deðiþtirici reçineli sistemler genelde
sodyum iyonlarý ile sertlik iyonlarýný yer deðiþtirterek çalýþýrlar. Proses
esnasýnda su reçine tanecikleri arasýndan süzülerek geçer. Reçine
tanecikleri üzerindeki elektrik yükü sodyum iyonlarýný reçine taneciði
üzerinde tutar. Ancak, reçine taneciklerinin ayný zamanda sertlik
minerallerini tutma kabiliyeti de vardýr. Reçine taneciklerinin sertlik
minerallerini tutma kabiliyeti sodyum iyonlarýný tutma kabiliyetine göre
daha fazladýr. Bu þekilde iyon deðiþimi gerçekleþir.
Belli miktarda sert su reçine yataðýndan
geçtikten sonra, reçine tanecikleri tamamýyla, sertlik mineralleriyle
kaplanýr. Bu durumda sertlik minerallerinin tutulmasý son bulur. Sertlik
iyonlarýnýn tekrar sudan tutulabilmesi için reçine taneciklerinin sertlik
minerallerinden kurtarýlarak tekrar sodyum taneciklerinin baðlanmasý
gereklidir. Bu iþleme ‘rejenerasyon’ adý verilir. Rejenerasyon esnasýnda tuzlu su reçine
tankýna verilir ve reçine sodyuma doyurulur. Reçine tankýnda biriken yüksek
konsantrasyondaki sodyum iyonlarý sertlik iyonlarýný reçine taneciklerinden
ayýrýr. Reçine daha sonra temiz su ile durulanarak, fazla tuz ve sertlik
mineralleri tanktan atýlýr. Reçine tanký tekrar sertlik iyonlarýný tutmaya
hazýr durumdadýr.
Sularda sulfatlardan ileri gelen kalýcý
sertlik alkali karbonatlarla da giderilir.
CaSO4 + Na2CO3------>
Na2SO4 + CaCO3
MgSO4 + Na2CO3------>
Na2SO4 + MgCO3
Bikarbonatlardan ileri gelen geçici
sertlik ya sularý ýsýtarak erimeyen karbonatlar halinde çöktürerek veya
aþaðýdaki þekilde iþleme tabi tutarak gidermek olasýdýr .
Ca(HCO3 )7
+ CaO-------> 2CaCO3+ H2 O
Mg(HCO3 )
7 +Ca(OH) 2 -------> 2MgCO3+2H2 O
Kalsiyum ve magnezyumun hem bikarbonat ve
hem de sülfat bileþikleri zeolit ve permutit gibi doðal veya sentetik
maddelerden yararlanarak iyon deðiþtirmek suretiyle sular yumuþatýlýr.
Kireç soda usulü, sodyumu hidroksitle
muamele, sodyumu fosfat ile yumuþatma yöntemleri Mg+( ve Ca+) iyonlarýnýn
suda çözünmeyen bileþikleri halinde çöktürülmesiyle gerçekleþtirilir . Ýki
þekilde olur. Ýyon deðiþtirme ise Pozitif bir iyon (katyon) ile pozitif
baþka bir iyonun yer deðiþtirmesidir. Negatif bir iyon (anyon) ile baþka
bir negatif iyonun yer deðiþtirmesi ise anyon katyonlar Ca+, Mg+, Na+ ,H+,
Fe+ ve Mn+ gibi elementler , anyonlar da genel olarak Cl , SO+ , No+ gibi
maddelerdir.
Genel olarak organik maddeler sulara
bitkilerden, insan ve hayvanlarda olmak üzere çeþitli kaynaklardan
karýþabilir. Bitkisel kaynaklý organik maddeler zararlý olmadýklarýndan
önemsizdirler.
Hijyen yönünden tehlikeli olan insan ve
hayvanlar tarafýndan suya bulaþtýrýlan organik maddelerdir. Özellikle
kanalizasyon, fosseptik, ahýr, aðýl, kümes gibi yerlerden organik maddelerin
suya karýþmasý önemlidir. Bu gibi sularda bulunan organik maddelerin oraný,
bu maddeleri yakmak için tüketilen oksijen oraný ile belirtilir. Çözünmüþ
organik maddeler, karbonun öncelikle hidrojen ve oksijen, ikinci olarak da
fosfor, azot, kükürt gibi elementlerle yaptýðý bileþiklerdir. Organik madde
tanecikleri dip kýsýmda çökmüþ veya koloidal moleküller düzeyde çözünmüþ
olarak bulunur.
Akarsulara yüzme þeklinde gelen
maddelerde toplam kirlilikte önemlidir. Bunun tek önlemi ise sularýn
arýtýlarak deþarj edilmeleridir. Ortamdaki mevcut olan mikroorganizmalarýn
organik kirlilik parçalanmasýnda rol oynamasý nedeniyle parçalanabilir
organik madde ve mikroorganizma yoðunluðu arasýnda orantýlý bir oksijen
tüketimi olduðu düþünülerek organik madde toplam miktarý tayin yöntemi
geliþtirilmiþtir. TS 2789 a göre kimyasal oksijen ihtiyacý 3,5 mg. O /lt den
fazla organik madde içeren sular kirlidir .
Ne serbest halde, nede çeþitli tuzlarý
halinde sularda bulunmaz. Organik maddelerin parçalanmasý ile oluþan
amonyaðýn bulunmasý halinde özellikle dýþký vb. maddelerin karýþtýðýnýn bir
belirtisi olarak kabul edilmektedir. Fakat bazý derin kuyu ve topraðýn
temizliði ispatlanmýþ sularda amonyaða litrede1/100 mg.' a kadar
rastlanýlabilmektedir. Buradaki amonyak bitkisel kaynaklý olup hayvansal ve
insan kaynaklý kadar tehlikeli deðildir. Kaynak içme ve kullanma sularýnda
amonyak bulunmamalýdýr. Amonyaðýn kýsmen oksitlenmesiyle oluþan nitritlerin
suda bulunmasý kuyu veya kaynaklara dýþký suyunun bulaþmasýnýn
göstergesidir. Eðer nitratlar organik maddelerle kirlenmiþ sularda mevcutsa
organik maddelerin parçalanmasýnýn son ürünü olmasý ve sularýn kendi kendini
temizleme sýrasýnda oluþmasý sonucu bulunmasýndan dolayý kirliliðe iþaret
sayýlmazlar.
Organik maddelerin parçalanmasý sonucu
oluþan amonyaðýn, inorganik bileþiklere dönüþmesi sýrasýndaki ilk oksidasyon
safhasýný oluþturur. Nitritlerin varlýðý kuyulara veyahut kaynaklara dýþký
suyunun sýzmasý iþaretidir.
Parçalanmýþ organik maddelerin
azotlarýnýn oksidasyonu ile tamamen mineralize olmuþ ve kirlilik bakýmýndan
zararsýz hale gelmiþ ürünlerdir. Yetiþkinler için zararsýzdýr. Derin olmayan
yeraltý sularýnda litrede 1 mg kadar bulunurlar. Fakat çok derin yeraltý
sularýnda, yapay gübre ile gübrelenen topraklarýn yeraltý sularýnda fazla
miktarda (500-1000 mg/lt) bulunduðu saptanmýþtýr. 20 mg/lt 'den fazla nitrat
içeren sularla hazýrlanan mamalarla beslenen 6 aylýða kadar bebeklerde
siyanozla ortaya çýkan methaemoglobinemi'ye neden olduðu saptanmýþtýr.6
aylýða kadar olan bebeklerde mide pH'sý 4.9'un üstündedir. Bu pH derecesinde
midede nitratlarý nitrite indirgeyen bakteriler kolayca üreyebilir ve
nitratlarý nitrite dönüþtürebilir. Böylece kana karýþan nitritler
hemoglobin'e baðlanarak okside olmasýný engeller. Sonuçta metheamoglobinemi
denilen ve siyanozla kendini gösteren zehirlenme ortaya çýkar.
Ýçme sularýyla vücuda giren nitrat,
baðýrsak kanalýnda 4-12 saatte absorbe olur ve böbreklerle atýlýr. Tükürük
bezlerinde konsantre olabilirler. Aðýzda anaeorobik ortam etkisiyle
nitritlere indirgenirler. Toksisitesi þu aþamalarda gerçekleþir :
1. Primer toksisite:
Yetiþkinlerde baðýrsak, sindirim ve idrar sistemlerinde yangýlar görülür.
2. Sekonder toksisite:
Yüksek nitrat deriþimi böbreklerde methemoglobinemi oluþmasýna neden olur.
Hemoglobinin Fe3 haline yükseltgenerek kan O2 taþýma
kapasitesi düþer. Bebeklerde mide asiditesinin tam oluþmamýþ olmasý da bu
olayý etkiler.
3. Tersiyer toksisite: Asit ortamda nitritlerin, sekonder ve
tersiyer aminler, alkil amonyum bazlar ve amidlerle reaksiyonu sonucu ortaya
çýkar. Oluþan nitrosaminler ve nitrosomidler kanserojendir.
Suya baþlýca iki kaynaktan karýþýrlar.
Bunlardan birincisi toprak ikincisi ise idrar ve temizlik sularýdýr.
Topraktan karýþan klorür'ün saðlýk açýsýndan bir sakýncasý yoktur. Sularda
en çok toprak kaynaklý sodyum, potasyum ve lityum gibi alkali ile kalsiyum,
magnezyum toprak alkalileri klorürlerine rastlanýlmaktadýr. Tamamen
klorürsüz su içildiðinde lezzetsiz ve yavandýr. Boðazda kuruluk yaptýðý gibi
susuzluðu gidermez. Dolayýsýyla içme sularýnda iz halinde klorür
bulunmalýdýr. 50 mgr/lt'den fazla tuz içeren sularýn lezzeti bozulmakta ve
içimi güçleþmektedir.
Suda okside veya klorüre olmak üzere klor
absorbe eden, organik ve inorganik maddelerin absorbsiyonundan sonra serbest
kalabilen ve sularýn dezenfeksiyonunda esas rol oynayan klordur. Serbest
klorun miktarý suyun koku,lezzet ve kemiricilik niteliðinde etkili olur.
Standarda göre izin verilebilecek en yüksek miktar suyun litresinde 0.5 mg,
tavsiye edilebilecek miktar olarak da 0.1 mg/lt belirlenmiþtir.
Sularda en çok bulunan kimyasal
maddelerden birisidir. Özellikle kalsiyum sülfat halinde bulunurlar. Sularýn
süzüldüðü ve toplandýðý topraklardan kolayca sulara geçebilirler.
Sularda iki deðerlikli çözünmüþ olarak
özellikle hidrojen karbonat ve bazen de sülfat þeklinde bulunur. Fazla
miktarda demirli sular hava ile temas edince kollidal demir hidroksit
oluþumundan dolayý suyun görünüþ ve tadýný bozar.
Alimentasyon suyu ; kimyasal ,fiziksel ve
mikrobiyolojik özellikleri bakýmýndan tamamen temiz olmalý, yani berrak,
kokusuz, renksiz, saðlýða zararlý hiçbir madde içermemeli ve içinde patojen
hiç bir madde bulunmamalýdýr. Ýþte su içerisinde bulunan yabancý maddelerin
çýkartýlarak içiminin hoþ bir duruma getirilmesi ve dezenfekte edilerek
saðlýða zararsýz bir hale getirilmesi için uygulanan bir seri iþleme suyun
temizlenmesi denir. Bu iþlemlerin çoðu tabiatta bulunan suyun temizlenme
faktörleri uygulanarak yapýlmaktadýr. Sularýn temizlenmesi :
1.Fiziksel temizlik
2.Mikrobiyolojik temizlik
(sularýn dezenfeksiyonu)
3.Kimyasal bozukluklarýn
düzeltilmesi
olmak üzere 3'e ayrýlýr.
En pratik olarak havalandýrma ile temin
edilir. Sularýn fýskiye veya çaðlayan tarzýnda veya az miktardaki sularda
kaptan kaba aktarýlarak havalandýrýlmalarý ile suya fena koku ve lezzet
veren ve suda yaþayan planktonlarýn çürümesinden ileri gelen bazý kokulu
gazlarla kükürtlü hidrojen ve karbonik asit giderilebilir. Fakat bu usul ile
endüstri sularýndan ileri gelen kokularýn ortadan kaldýrmak olasý deðildir.
Havalandýrma iþleminde sudaki organik maddelerde oksitlenirler. Yani suda
erimiþ bulunan Fe ve Mg tuzlarý da kolaylýkla okside olarak süzgeçlerle
tutulabilecek suda erimeyen bileþikler haline gelirler.
4Fe(HCO3 )2
+ O 2+ H2 O------> 4Fe(OH )2 +CO2
4Mn(HCO3 )2
+ O 2+ H2 O------> 4Mn(OH )2 +CO2
Böylece süzülme sýrasýnda sudan
ayrýlmalarý mümkün olur.
Sularýn ilk temizlik þartý , tamamen
berrak olmalarýdýr. Bunun içinde temizlenecek sularda ilk yapýlacak iþlem bu
sularýn Bulanýklýlýðýný gidererek , berrak bir hale getirilmesidir. Suda
suspansiyon halinde bulunan maddelerin sudan uzaklaþtýrýlmasý için su ya kum
taneleri 3-4 mm büyüklüðünde olan 50 cm kalýnlýktaki bir kum süzgecinden bir
ön süzmeye tabi tutulur veya büyük havuzlarda uzun süre dinlenmeye sevk
edilerek çökme ile durulmaya terk edilir. Çok kirli sular ,bir süre
dinlendirilir yada akma hýzlarý azaltýlýrsa ,içinde bulundurduklarý asýlý
maddeler yavaþ yavaþ çökeltilerek iyileþtirilir. Bu çöken maddeler ayný
zamanda önlerine gelen mikroorganizmalarý da sürükler. Bulanýklýðýn
giderilmesi için çeþitli usuller kullanýlýr. Bu usullerden herhangi
birisinin seçimi, sularýn özelliklerine ve miktarýnýn az veya çok olduðuna
göre deðiþir.
1.Kumaþtan süzme:
Bazý bulanýk sularda birkaç kat kumaþtan süzüldüðünde bulanýklýðý tamamen
giderilebilir.
2.Dibe çöktürüp aktarma:
a.Basit usul:
Bazý sular bir kap içerisinde bir süre bekletilmeye býrakýlýrsa kolloidal
maddeler dibe çöker ve üste kalan kýsým aktarýlarak berrak su elde edilir.
b.Flokulasyon
ile çöktürüp aktarma ve süzme:
Flokülasyon bir solüsyonda bulunan kolloidal maddelerin bir araya toplanýp
kitle yapmasý olayýdýr. Bu usul diðer vasýtalarla ortadan kaldýrýlamayan ve
suda kolloidal halde bulunan çok küçük cisimleri birbirine birleþtirip ,dibe
çöktürerek suyun berraklaþtýrýlmasýdýr. Bunun için en fazla alüminyum sülfat
veya demir III klorür kullanýlýr. Bu maddeler sudaki toprak alkalileri ile
karþý karþýya geldiði zaman Alüminyum hidroksit veya demir III hidroksit
meydana gelir.
Al2(SO4)3
+ 3CaCO3 + 3H2O 2Al(OH)3
+ CaSO4 + 3CO2
Bu hidroksitler sudaki kollidlerin
elektriklerinin aksi elektrik yükünü taþýyan birer elektrolittir. Sudaki
maddelerin flokülasyonlarýný ve sonra dibe çökmelerini temin ederek suya
renk, koku ve bulanýklýk veren kolloidal maddeleri ortadan kaldýrmýþ
olurlar.
Sularýn litresine az bulanýk ise 15-20 mg.,
orta derecede bulanýksa 20-30 mg., çok bulanýksa 30-50 mg. alüminyum sülfat
konularak çöktürülmeye býrakýlýr. Çöküntü tamamlandýktan sonra üsteki su
aktarýlarak berrak su elde edilir. Ýhtiyaca göre 100-500 litre hacminde biri
tabanýn en çukur yeri hizasýnda, diðeri tabandan 25-30 cm yukarýda olmak
üzere çifte musluklu madeni kaplardan yararlanýlýr. Alüminyum sülfat konulan
su kaplarý içinde tortunun çökmesi için en az birkaç saat bekletilmelidir.
3.Gözenekli süzgeçler:
Bunlar içinden geçirildikleri suyun pislik ve mikroplarýný gözenekleri
arasýnda tutarak suyu süzen vasýtalardýr. Birçok çeþitleri vardýr. 24 saate
30 litre kadar suyu süzebilirler. Bu süzgeçler bir müddet çalýþtýktan sonra
boþluklarý týkanýr,gözeneklerde tutulmuþ olan mikroorganizmalar ,buralarda
birikmiþ olan organik maddeler içinde üreyip çoðalýrlar. Bir zaman gelir ki
sular süzgece girdiklerinden daha kirli ve mikroplu olarak çýkmaya baþlar.
Bu yüzden süzgeçlerin sýk sýk temizlenmesi gereklidir.
Bu sularýn bulanýklýðýnýn giderilmesi
iki safhada yapýlýr. Birinci, safhada suyun kaba bulanýklýðý alýnýr. Ýkinci
safhada tamamen berraklaþtýrýlýr.
Bu safha sularýn
temizliðinin en önemli safhasýdýr. Sularda mevcut hastalýk yapan patojen
bakteri ile suya renk, koku ve tadýný bozan organizmalarýn imha edilerek
suyun güvenle içilebilmesi için yapýlan iþleme sularýn dezenfeksiyonu
denir. Sulardaki patojen mikroorganizmalarý öldürmek için fiziksel ve
kimyasal yöntemler kullanýlýr.
1.Isý ile: Su 100°C'de
10 dakika kaynatýlýrsa içinde ki su epidemilerine neden olabilecek bütün
mikroorganizmalar ölür. Kimi sporlu mikroorganizmalar bu ýsý derecelerine
dayanýrsa da bunlarýn hijyen bakýmýndan bir önemi yoktur. Kaynatma usulü her
yerde ve þartta kolayca uygulanabilecek basit bir usuldür. Kiþi ve aile
gereksinimleri için elveriþli ise de büyük insan topluluklarýna
uygulanmasýnda bazý güçlüklerle karþýlaþýlýr. Ayrýca kaynamýþ suda gazlarýn
uçmuþ olmasý nedeniyle lezzetinin bozulmasý ve bu sularýn soðumasý için uzun
bir zaman beklemek zorunluluðu da sakýncalarý arasýndadýr. Bununla beraber
kaynatma , özellikle epidemi zamanýnda tam bir güvenle uygulanacak su
temizleme yöntemidir.
2.Ultraviole ýþýnlarý
ile: Ültraviyolenin mikroorganizmalar üzerine öldürücü etkisi çok
fazladýr. Özellikle dalga uzunluklarý 2500-2900 A. arasýnda bulunan
ültraviyole ýþýnlarý en kuvvetlidir. Fakat güneþ ýþýnlarýnýn ültraviyole
etkisi pratikte pek bir yarar saðlamaz. Ancak bu amaçla yapýlmýþ çeþitli
sistemler (Nogier ve Lacarriere lambasý) mevcuttur. Aþýrý derecede bulanýk
sular ýþýnlarý absorbe edeceklerinden mikroorganizmalarýn üzerine etkilerini
engeller. Suyun lambaya uzaklýðý ve lambanýn önünde kalýþ süresi önemlidir.
Ultraviolenin etkisi suyun ýþýnlanmasýndan sonra bir süre devam ettiðinden
,bu etkiden yararlanabilmek için sularý hemen kullanmamalýdýr.
Sularýn dezenfeksiyonu için en çok
kimyasal yöntemler kullanýlýr. Kimyasal maddelerin sudaki mikroorganizmalar
üzerine etkisi yüksek, ucuz, uygulama tarzlarý kolaydýr. Sularýn
dezenfeksiyonu için kullanýlacak maddeler aþaðýdaki özellikleri taþýmalýdýr.
a.Ýnsan saðlýðýna hiçbir
zararlý etkisi bulunmamalýdýr,
b.Sudaki patojen
mikroorganizmalarý belirli zamanda öldürdüðü deneylerle ispatlanmalýdýr,
c.Suyun organoleptik
niteliklerini belirgin bir þekilde bozmamalýdýr,
d.Çabuk sonuç vermelidir,
e.Basit bir teknikle
uygulanabilmelidir.
Ozon
oksijenin bir hali olup çok aktif oksidan ve çok
kuvvetli bakterisit bir gazdýr. Diðer bütün dezenfektanlardan üstünlüðü
vardýr. Fazlalýðý zararlý deðildir. Ozonu sudan uzaklaþtýrmak için
havalandýrmak yeterlidir. Ozon organik maddeler varlýðýnda yeniden oksijen
olmak üzere üçüncü atomunu býrakarak organik maddeleri oksitler. Bunu
yaparken de bakterileri parçalar. Organik maddelerin oksidasyonu
,bakterilerin sonradan geliþmesini de olanaksýz duruma getirir.
Ozonun aktif olmasý için fazla demir ve
albüminli maddeler içeren berrak olmayan bir suya ilave edilmemelidir.
0.5-1.0 mgr/ml hesabý ile suya ilave edildikten sonra iyice karýþtýrýlýr ve
10 dakika sonra suda ozonun varlýðý rengi maviye çeviren sodyum iyodürlü ve
niþastalý reaktif yardýmý ile denetim altýnda bulundurulur.
Ozonlama genellikle iki aþamada
uygulanýr. Birinci aþamada ozanizör veya ozonör denilen cihazlarla ozon elde
edilir. Ýkinci aþamada ise elde edilen ozon ozonlama kolonlarýnda su ile
karýþtýrýlýr. Ozonizörler elektrikle çalýþan birbirlerinden belirli bir
uzaklýkta bulunan,kývýlcým meydana gelmesi için üzeri cam veya mika ile
izole edilmiþ iki alüminyum elektrota sahip cihazlardýr. 10.000-20.000
voltluk elektrik akýmý geçen elektrotlar arasýndan kuru hava geçirilerek
havanýn oksijeni ozon haline getirilir.
Böylece elde edilen ozonlu hava
ozonizörün ozonlama kolonlarýna sevk edilir. Kolonun alt tarafýndan
ozonlanacak su ile birlikte giren ozonlu hava küçük kabarcýklar halinde suya
karýþarak kolonun üstünden çaðlayan þeklinde düþerken fazla ozonunu da
býrakarak dezenfekte edilmiþ þekilde çýkar.
Ozonun üstünlükleri oldukça fazladýr.10
dakikada çabuk bir dezenfeksiyon saðlar,suya hiçbir lezzet bozukluðu vermez
ve zararsýzdýr.Bakterisit etkisi klordan 10 kat daha çabuktur. Spor ve
kistlere karþý klordan daha etkilidir.
Sýcak ülkelerde uygulanýr. Bakterileri ve
protozoerleri yýkýmlar. Doðuþ halinde bulunan iyodun yüksek bakterisit
etkisinden yararlanýlýr. Bu yöntem uygulanacak sularýn berrak olmasý,
önceden süzülmesi gereklidir Bir litre suya 15 mg. sodyum iyodat (NaIO3)
ve 100 mg potasyum iyodür (KI) ile iyodun açýða çýkmasýný saðlamak için 100
mg tartarik asit ilave edilerek 20 dakika dezenfeksiyonun olabilmesi için
beklenir. Sonra fazla iyot 110 mg.sodyum hiposülfit ile nötralize edilir. Bu
uygulamada iyot çinko,saç ve tahta kaplara tesir ettiði için cam veya emaye
kaplar tercih edilmelidir. Piyasada bu amaç için özel preperatlar
bulunmaktadýr. Bu yöntem kiþisel gereksinimler için uygulanýr.
Özellikle kolera salgýnlarýnda etkilidir.
Bulanýk sularda da uygulanabilir. Suyun lezzetini deðiþtirmez. Kürar ve
striknin gibi zehirlerin etkilerini nötrleþtirebilir. 1 litre suya 0.06 gr
hesabý ile kullanýlýr. Su koyu menekþe rengi alýr. 15 dakika bekletildikten
sonra ayný miktarda sodyum tiyosülfat ilave edilerek rengi giderilir.
Süzüldükten sonra berrak,renksiz ve temiz bir su elde edilir.
Sularýn yukarýda anlatýlan kimyasal
maddeler ile dezenfeksiyonu olasý ise de geniþ insan topluluklarýnýn
ihtiyacý olan suyun dezenfeksiyonu için en uygun kimyasal madde KLOR'dur.Klor,1774
yýlýnda Scheele adlý Ýsveçli bir kimyager tarafýndan bulunmuþtur. 1904'de
Houston tarafýndan ilk defa Lincolin'de içme sularýnýn dezenfeksiyonu için
kullanýlmýþtýr. Klor sarýmsý-yeþil renkte havadan 1.5-2.5 defa daha
aðýr,keskin kokulu iritan bir maddedir. 1 litre sývý klorun 455 litre gaz
oluþturduðu kabul edilmektedir. Klorun bakterisid etkisi fiziko-kimyasal
bir olaya dayanmaktadýr. Klor mikroorganizmalarýn membranýna etki yaparak, buradaki proteinlerin yapýsýnda bulunan aminoasitlerden kloraminler meydana
getirmek suretiyle mikroorganizmalarýn çoðalma ve geliþmelerini önler.
NH 3 + HOCl
<-------------> NH2Cl + H2O
NH2Cl + HOCl
<--------> NHCl2 + H2O
NHCl2 + HOCl
<--------> NHCl3 + H2O
Etkisi daha fazla olursa hücrenin
albüminlerinin kolloidal durumunu bozarak ölüme neden olur.Ancak etki az ve
mikroorganizma tamamen ölmemiþ ise ,hücre az sonra kendisi ile birleþmiþ
kloru çýkartýr. Tekrar yaþam faaliyetlerini sürdürür. Bu nokta çok
önemlidir. Klorun sudaki etkisi üç safhada olur :
-
Klor suda bulunan organik ve
inorganik bir kýsým maddeyi okside eder
-
Organik ve inorganik bir kýsým madde
ile kimyasal olmamak üzere birleþir,onlarý klorüre eder.
-
Bütün bu birleþmelerden geri kalan
klor mikroorganizmalar üzerine bakterisid etki gösterir.
Klorlamada etkisi olan
faktörler
1. Organik ve inorganik
madde miktarý: Suda klorla okside olabilen ve onunla fizik bir birleþme
yapabilen organik ve inorganik bileþiklerin miktarlarý, suya katýlacak
klorun miktarýnýn belirlenmesinde çok önemlidir.
2.Suyun sýcaklýðý:
Sýcaklýk arttýkça klorun etkisini çabuklaþtýrýr.
3.Karýþtýrma: Klorun
su ile iyice karýþtýrýlmasýyla yýðýnlar halinde bulunan bakteriler daðýlarak
klorun etkisiyle daha fazla karþý karþýya býrakýlmýþ olurlar.
4. Berraklýk:
Sularýn berrak olmasý da etkiyi kolaylaþtýrýr. Su berrak olmaz ise
klorlamadan sonra klorun koku ve lezzeti uzaklaþtýrýlamaz. Bulanýklýk yapan
cisimler hem fazla klor harcanmasýna neden olur ve hem de mikroorganizmalarý
klorun etkisinden saklayarak güvenliði bozar.
5.Süre :Suya konulan
klorun mikroorganizmalarý öldürmesi için gerekli olan süre en az yarým
saattir. Bu nedenle klorlanmýþ su en az yarým saat bekletilmelidir.
6.Ortamýn pH'sý: pH
7'nin altýna düþtükçe klorun etkisi artar. Özellikle organik maddeleri az
olan sularda pH 6-6.5 arasýnda koku ve lezzet vermeyecek kadar az bir klorla
suyu 10-15 dakikada tamamen sterilize etmek bile olasýdýr. Aksine pH
yükseldikçe klorun etki süresi gecikir ve etkisi azalýr.
Sularýn klor ile dezenfeksiyonunda bu
faktörler dikkate alýnarak yeterli klor oraný saptanabilir. Özellikle sudaki
klorla birleþebilen maddeler, ilave edilen kloru önce absorbe ederler ve
tutulan klordan sonra serbest kalan klor mikroplarýn üzerine bakterisit
etkisini yapabilir. Serbest klorun suda artmaya baþladýðý bu noktaya
break point denilir.
1.Basit klorlama:
Suda
patojen mikroorganizmalarý öldürecek fakat koku ve lezzet bozukluluðu
vermeyecek ölçülü bir oranda gaz klor veya serbest klor verebilen klorlu bir
madde ile yapýlan dezenfeksiyondur. Basit klorlamada amaç, suyun güvenli bir
þekilde dezenfekte edilmesi ve bütün dezenfeksiyon bittikten sonrada suda
artýk serbest klor kalmamýþ ve suyun koku ve lezzetinin bozulmamasýný
saðlamaktýr. Klor suya katýldýktan 10 dakika sonra ,serbest kalan klor
miktarýnýn litrede 0.50-0.75 mg olarak ayarlanmasý gerekir. klor miktarý
fazla olursa suda klordan ileri gelen bir koku hissedilir. Az miktardaki
koku havalandýrma ile , fazla miktardaki ise sodyum hiposülfit gibi anti
klor maddelerle uzaklaþtýrýlabilir. Fakat koku klorun organik maddelerle
birleþmesinden ileri geliyorsa bu durumda amonyaklý klorlama veya
superklorasyon tercih edilir.
2.Superklorasyon
ve nötralizasyon:
Emniyetle dezenfeksiyon yapabilmek için, suya klor tutucu cisimlerin absorbe
edebilecekleri miktardan çok daha fazla klor ilavesine superklorasyon ve
dezenfeksiyondan sonra fazla kalan klorun nötrleþtirilmesine de
nötralizasyon denir. Superklorasyonda suyun litresine 5-10 mg. hesabý ile
yüksek miktarda aktif klor konulur. 30 dakika bekletildikten sonra suda
kalan fazla klor ,aktif kömürden süzülerek uzaklaþtýrýlýr. Aktif kömür ayný
zamanda suya koku ve deðiþik lezzet veren diðer maddeleri de uzaklaþtýrýr.
Diðer bir yöntemde de antiklor madde olarak sodyum tiyosülfat kullanýlýr.
3.Amonyaklý klorlama:
Önce suya amonyak ve ardýndan klor ilave edilerek amonyakla klorun
birleþmesinden meydana gelen klor amin ile mikroorganizmalarý öldürmektir.
Bu yöntemin iki üstünlüðü vardýr.
-
Sadece klor ile yapýlan dezenfeksiyonda, klorun organik maddeler veya
diðer yabancý cisimlerle yapmýþ olduðu birleþmelerden meydana gelen
kokunun söz konusu olmamasý,
-
Kloramin'in kalýcý ve devamlý etkisi seviyesinde suyun sonradan
mikroorganizmalarla kontamine olmasý halinde mikroorganizmalarýn
yaþayamamasýdýr.
Basit klorlamada 2-3 saat sonra suda klor
kalmadýðýndan, sonraki bulaþmalarda mikroorganizmalar tehlike oluþturabilir.
Bu yöntemde suya önce amoniatör denilen aletlerle sonradan konacak klorun
1/2-1/5'i kadar amonyak konulur. Su ile amonyak iyice karýþtýrýldýktan sonra
gaz klor veya klor bileþiklerinden biri ile klorlanýr. Etki süresi suyun pH
derecesine göre (suyun pH'sý 7.5'tan aþaðý olmamalýdýr) 0.5- 2 saattir.
Sývý klor
;
Gaz halindeki klorun basýnçta sýkýþtýrýlmasýyla elde edilir. Çelik tüplerde
muhafaza edilir. Bunlarýn kullanýlmasýnda özel sistemlere gerek duyulur. En
ekonomik sistem sývý klorla yapýlan sistem olmasýna raðmen her hangi gaz
kaçaðýnda tesisi çalýþtýran personelin zehirlenme olasýlýðý nedeniyle çok
dikkatli kullanýlmasý gerekir.
Gaz klor: Büyük
þehir merkezlerinde klorlamada en fazla gaz klor kullanýlmaktadýr. Basýnçla
sývý haline getirilmiþ klor çelik tanklarda saklanýr. Suya ilave edilmek
için basýnç kaldýrýlarak gaz haline getirilir ve bundan bir ana solüsyon
hazýrlanýr.
Peroxde de chlor (ClO2):
Keskin ozon kokusunda , kuvvetli oksidan bir gazdýr. Sodyum klorat üzerine
HCl etki ettirilerek elde edilir. Suda uzun süre koku ve lezzetinin
kalmasýndan ve madeni kaplara etkisi nedeniyle pek fazla kullanýlmaz.
Hipoklorit'ler:
En fazla saf toz veya solüsyon halinde kullanýlan kalsiyum hipoklorittir
(CaOCl2). Kireç kaymaðý ismi ile tanýnan bu madde kireç üzerinden
klor gazý geçirilerek elde edilir.
Ca(OH)2 + Cl2® CaOCl2 + H2O
Bileþiminde %35 kadar klor vardýr. Fakat
havanýn rutubetini çekerek sulanýr.Aktivitesini kaybeder. Bu nedenle renkli
þiþelerde ,nemsiz ortamlarda ,aðzý gayet iyi kapatýlmýþ olarak saklanýr. Toz
ve tablet halinde bulunduðu gibi solüsyon halinde “javel suyu” adýyla
ticarette satýlmaktadýr.
Sularýn geçtikleri toprak tabakalarýndan
eritip aldýklarý kimyasal maddelerin bazýlarý ,vücut gereksinimini
saðlamalarý nedeniyle çok faydalý olduklarý halde diðer bir kýsmý,suyun
organoleptik niteliklerini bozar, su tesislerinde veya kullaným sahalarýnda
teknik ve ekonomik sakýncalar doðurur veya doðrudan saðlýk için zararlý
olabilir. Diðer taraftan sular ,tesisattan ve içinde bulunduklarý kaplardan
endüstri atýk ve artýklarýndan zehirli maddeler karýþabilir yahut savaþ ve
cinayet vasýtasý olarak karýþtýrýlabilir. Ýþte böyle sularýn kimyasal olarak
düzeltilmesi gereklidir.
Agressiv sular:
Bulunduklarý kaplar veya geçtikleri borularýn minerallerini eriterek
aþýndýrýcý etki ederler ve erittikleri minerallerin cinsine göre zehirli
olurlar. Yumuþak sular tatsýz ve yavan olur. Öte yandan kalp, damar ve troid
hastalýklarýna neden olurlar . Doða þartlarýnda sulara agressivite veren
etken özellikle CO2 'dir. Bulunduklarý kaplar ve geçtikleri
borularýn minerallerini eriterek korozyona neden olarak, erittikleri
minerallerin cinsine göre zehirli olurlar. Yüksek çözgenlikleri temas
ettikleri bakýr, çinko, kadmiyum, gibi toksik metalleri çözerler ve bu
maddeleri içerirler. Kalsiyum ve magnezyum bikarbonatlarý sularda CO2
ile denge halinde bulunurlar. Yüksek CO2 deriþimine sahip
yumuþak sular kireç taþýna karþý agresiftir. Böyle sularýn özel kaplarda
iletilmesi veya CO2 'in ortadan kaldýrýlmasý gereklidir. Bunun
için;
1.Su havalandýrýlýr veya
buharla ýsýtýlýr.
2.Böyle sular kireç veya
magnezyum ilave edilir.
3.Kireç magnezyum vererek
veya su mermer parçalardan geçirerek CO2 doyrulur.
Tuzlu
sular :
Sularda
fazla tuzu gidermek için elektrosmoz ve distilasyon metotlarý kullanýlýr.
Sularda yapýlan kimyasal analizler, erimiþler gazlar,içerdikleri organik
madde parçalanma ürünleri olan nitrat, nitrik, ve amonyak, mineral maddeler,
pestisitler, radyoaktif serpintiler ve sertlik derecesinin tespit edilmesi
amaçlarýyla yapýlýr. Erimiþ gazlardan daha çok oksijen karbondioksit ve
serbest klor saptanýr. Oksijen saptanmasýnda Wingler metodu kullanýlýr. Suda
organik madde arttýkça oksijen oraný azalýr. Temiz sularda litrede 2 ml 6 ml
arasý olmalýdýr. Serbest klor su içinde gaz halindeki erimiþ olarak bulunur.
Suyun bulunduðu yerde topraðýn yapýsý ve
suyun akýþý ,toplanýþý,derinliði vb. kaynaklarýnýn genel ve özel nitelikleri
bir anket þeklinde incelenip deðerlendirilmelidir.
Suyun daha önce bir salgýn hastalýða
neden olup olmadýðý araþtýrýlmalý ve bu konuda bir sicil tutulmalýdýr.
Suyun kaynaðýnýn gerekli ihtiyacý
karþýlayýp karþýlamayacaðý araþtýrýlmalýdýr.
Sularýn gerçek nitelikleri ,temizlik ve
kirlilik dereceleri ancak suyun fiziksel, kimyasal ve bakteriyolojik
analizleri ile olasýdýr .
Ýþte yukarýdaki anket ve iþlemler ayný zamanda
incelenip deðerlendirildikten sonra suyun hijyenik kalitesi hakkýnda bir
hüküm verebilir.
BAÞA DÖN
|