|
BAKTERİYEL ve VİRAL
HASTALIKLAR
İÇİNDEKİLER
GİRİŞ
Kasaplık
hayvanlarda görülen hastalıklar başlıca iki grupta toplanabilir.
-
Kasaplık
hayvanlarda görülen hastalıkların bir kısmı yalnız hayvandan hayvana
bulaşmaktadır. Bunların insan sağlığı ile doğrudan bir ilgisi yoktur. Bu
hastalıklarda ekonomik kayıplar söz konusudur.
-
Eti
yenen hayvanlarda görülen hastalıkların önemli bir bölümü de hayvandan ve
hayvan ürünlerinden insanlara bulaştığı için toplum sağlığı bakımından özel
bir önem taşır. Bu hastalıklar ZOONOZ'lar adı altında toplanmaktadır.
Zoonoz terimi önceleri sadece
hayvanlardan insanlara geçen hastalıları belirlemede kullanılırken, 1959
yılında FAO/WHO ortak uzmanlar grubunca “ Doğal olarak omurgalı
hayvanlardan insanlara , insanlardan hayvanlara geçen ve her yerde
görülebilen hastalılar veya enfeksiyonlar” olarak tanımlanmıştır. Bazı
araştırmacılar 1967 yılında FAO/WHO’ya zoonoz tanımına enfekte edici
niteliği olmayan mikrobiyal toksinler ve kimyasal zehirler gibi ajanları
da halk sağlığı yönünden önemli olduğunu ve bunların da kapsama alınması
gerektiğini önermişlerdir. Ancak zoonoz terimi yaygın olarak benimsenmiş
olduğundan bu öneri kabul görmemiştir.
İnsanlarda gıda
kaynaklı enfeksiyonlara ve intoksikasyonlara neden olan patojen
mikroorganizmalar için asıl kaynak hayvansal gıdalardır. Hayvanlardan
insanlara ve diğer hayvanlara, insanlardan hayvanlara geçebilen bulaşıcı
hastalıkların (zoonoz) en önemlileri de Bruselloz, Tüberküloz (Verem),
Antraks(şarbon) ve Kuduz’dur. Bu mikroorganizmaları taşıyan veya hasta olan
hayvanların bir yerden bir başka yere götürülmeleri ve kesimleri sonucu çiğ
etlerde, aynı hastalıklara yakalanmış süt hayvanlarının sağılmalarını
takiben çiğ sütlerde olabildiği gibi etlerin parçalanması, çiğ et ve çiğ
sütlerin işlenmesi, paketlenmesi, muhafazası ve bir yerden bir başka yere
nakilleri aşamalarında yapılması gereken kontrollerin yapılamaması
nedenleriyle son ürüne geçerek tüketici sağlığını tehdit ederler.
Konakçıların insan ve hayvan olmasına göre, bulaşma türlerine göre
zoonozlar 3 grup altında sınıflandırılır.
Antropozoonoz
zoonozlar
(anthropozoonoses):
Hayvanlardan insanlara geçenler: Kuduz, toksoplazmoz
Zooantroponoz zoonozlar (Zooanthropozoonoses):
İnsanlardan hayvanlara geçenler: difteri, amebiyoz
Amfiksenöz
zoonozlar (Amphixenoses
):
İnsan ve hayvanların her ikisi arasında da
karşılıklı geçebilenler
(stafilokoklar, mikobakteriler)
Zoonozlar yaşam
döngülerine göre ise 4 grup altında sınıflandırılırlar.
Direkt
zoonozlar (Direct
Zoonoses)
:
Bunlar enfekte omurgalı
konakçıdan duyarlı omurgalıya doğrudan temas veya herhangi bir mekanik
araçla geçer. Geçişleri sırasında çoğalmaz, gelişmez ve bir değişikliğe
uğramaz. (Kuduz, brusellozis, trichinosis)
Siklo-zoonozlar
(Cyclozoonoses):
Yaşamlarını sürdürebilmek için
birden fazla omurgalı konakçıya gereksinim duyarlar. (taeniasis,
echinococcosis )
Meta-zoonozlar (Metazoonoses):
Biyolojik olarak omurgasız arakonakçılardan duyarlı omurgalılara geçerek
yaşam sikluslarını tamamlarlar. Etken omurgasız arakonakçıda çoğalır,
gelişir . (schistosomiasis arbovirus)
Sapro-zoonozlar
(Saprozoonoses):
Son omurgalı konakçıya ek olarak
toprak ve bitki gibi hayvan olmayan arakonakçıya gereksinim duyar. (larva
migrans, mikotik hastalıklar
F.hepatica)
Zoonozların
sınıflandırılması rezervuar konakçılarına göre;
Ø
Yabani hayvanlardan
insanlara bulaşan zoonozlar
Ø
Yarı yabani (güvercin, rat,
vb.) hayvanlardan bulaşan zoonozlar
Ø
Evcil hayvanlardan
insanlara bulaşan zoonozlar
Zoonozlar yaşam siklusları yanı sıra etiyolojilerine göre de
sınıflandırılır. Uygulamada da en çok bu sınıflandırma kullanılır.
Ø
Bakteriyel zoonozlar:
ruam, antraks, yanıkara
Ø
Viral zoonozlar:
kuduz,
Ø
Fungal zoonozlar:
aspergillosis, actinomycosis
Ø
Protozoal zoonozlar:
anaplasmosis, babesiosis, malaira
Ø
Helmintik zoonozlar:
trichjinosis, echinococosis, taeniasis
İnsan
ve hayvanlarda görülen bir enfeksiyon hastalığıdır. Ekonomik yaşam
koşullarının etkisiyle evcil hayvanlar arasında oldukça yaygındır. Özellikle
entansif besiciliğin yapıldığı bölgelerde sığırlarda sık görülür.
Etken, Sığır tipi tüberkülozun etkeni mycobacterium bovis'tir.
0.2- 0.6x 1.5-4.0 cm. boyutlarında, gram pozitif, sporsuz, hareketsiz
organizmalardır. %2 Fenol, %1 kreosol ve %3 formaldehitte 4 saatte, %80
alkolde 40 dakikada canlılığını kaybeder.
Etkenler vücuda genellikle solunum ve sindirim yolu ile girerek hastalık
meydana getirirler. Hayvanların tüberküloz etkenine karşı verdikleri doğal
reaksiyon; mikroorganizmaların saldırı gücüne ve vücudun savunma aktivitelerine bağlıdır. Duyarlı konakçının
vücuduna giren virülent mikroorganizmalar girdikleri bölgede yerleşerek
üremeye başlar ve organlarda ilk lezyonları oluştururlar. Bu organlara
bağlı lenf yumrularına taşınması sonunda, lenf yumrularında dejeneratif ve
yangısal bozuklukların meydana gelmesine neden olur. Böylece etkenin ilk
girdiği organ ve dokularda ve hem de bunlara ait lenf yumrularında
bozukluklar gelişir (Primer komplex). Vücudun dirençli olduğu durumlarda
primer efektler iyileşebilir veya bazen de bunlar hiç belli olmayabilir (Tam
olmayan primer komplex). Bu lezyonların içinde canlı mikroorganizma bulunur.
Konakçının direncinin kırıldığı, lezyonların aktive olduğu (lezyonlardaki
kalsifikasyonun rezorbe olması) durumlarda, mikroorganizma tekrar üremeye
ve lezyonlar da gelişmeye başlarlar. Bu odaklardan kana karışan
mikroorganizmalar vücuda yayılarak generalizasyona neden olurlar (Erken
generalizasyon). Böylece çeşitli organ ve dokularda yeni lezyonlar meydana
gelir. Bunlar giderek büyür, ortaları kazeifiye ve zamanla da kalsifiye
olabilirler. Gelişmeye devam eden kazeifiye odaklar bronş veya bronşiollere
açılabilir ve mikroplu eksudat buralara boşalabilir. Bu eksudat öksürük ile
dışarı atılır ve etrafın kontaminasyonuna neden olur (Açık tüberküloz). Böylece organlarda içleri boşalan
nodüller (Kavern) meydana gelir. Akciğerlerde büyümeye devam eden
lezyonlar, büyük veya küçük kan damarlarına ulaşabilir ve bunların cidarını
zedeleyerek kanamalara yol açabilir. Kan damarlarına ulaşan organizmalar kan
yoluyla vücuda yayılarak akciğerin yanı sıra, diğer organ ve dokularda da
lezyonlar meydana getirebilir (Generalize miliyer tüberküloz) Vücudunda
primer kompleks bulunan bir şahıs dışarıdan veya içeriden aldığı virülent
bir mikroorganizma ile tekrar hasta olabilir (Reinfeksiyon ve bu defa kronik organ tüberkülozisi
meydana gelir. Organ ve dokularda, tüberküloz etkenleri tarafından
oluşturulan lezyonlar histolojik olarak başlıca iki karakter (prodüktif ve
eksudatif) taşımaktadırlar.
Klinik muayene ile hayvanlarda tüberkülozu saptamak, ancak ileri dönemlerde
olasıdır. Kesim öncesi ayakta muayenede görülen zayıflık, kemik, eklem ve
testislerin şişliği lenf yumrularının şişliği tüberkülozdan şüphelenmeyi
gerektirir. Akciğer tüberkülozunda öksürük, solunum güçlüğü, meme
tüberkülozunda memede çeşitli sertlikler, meme lenf yumrularında şişme,
uterus tüberkülozunda mukoz ve purulent bir akıntı görülür. Rektal muayenede
uterusun sertleştiği anlaşılır. Şüpheli durumda ise vaginal akıntıdan,
balgam ve sütten mikroskobik muayene, kültür ve hayvan deneyi yapılarak
teşhis edilir.
Mezbahada tüberküloz teşhisi için sistematik et muayenesi şu sıraya göre
yapılır.
Ø
Gövdenin genel durumu,
(Kaşeksi)
Ø
Başta retropharyngial,
mandibular lenf yumruları ile parotidicum lenf yumrusu
Ø
Akciğerde bronchial ve
mediastinal lenf yumruları ile akciğer dokusu
Ø
Bağırsaklarda mesenteriyal
lenf yumruları
Ø
Karaciğerde , karaciğer
lenf yumruları
Ø
Pleura, seroza ve periton
gözden geçirilir.
Bu
muayenelerden sonra generalize tüberkülozdan şüpheleniliyorsa muayeneye
şöyle devam edilir:
Sığırlarda
tüberküloz çoğunlukla kazeifikasyon ve kireçlenme eğilimlidir. Organlardan
birisinde yumuşama görüldüğü zaman generalizasyondan şüphe edilir.
Generalize tüberkülozda genç hayvanlarda birinci derecede dalak, yaşlı
hayvanlarda ise böbrekler bozukluk gösterir. Generalizasyondan
şüphe edilen ve dolayısıyla bütün et lenf yumrularının muayenesini
gerektiren başlıca bulgular şunlardır:
Et muayenesinde bir
organda veya bir lenf yumrusunda radier kazeifikasyon veya kapsüllenmiş olan
erime durumu, kavern gibi eksudatif karakterde bulgular görülürse,
Dalak, böbrek,
adrenler, meme, uterus, kemikler gibi genellikle büyük dolaşımla bulaşan
organlardan birisinde veya bunların lenf yumrularında tüberkülozik
bozukluklar bulunursa,
Hem akciğer ve hem
de karaciğerde veya bunların lenf yumrularında tüberkülozik odaklar varsa,
Yalnız bir organda,
ekseriya fazla büyümüş ve anfizemik olan akciğerde veya karaciğerde yeni kan
enfeksiyonu bulguları varsa,
Taze odaklar şeklinde pneumonia caseosa,
asinöz akciğer tüberkülozu, seröz zarlarda peritonda koltuk altında,
memede uterusta veya böbreklerde yaygın kazeifiye olmuş yangı varsa, sığırda
akut hematogen tüberkülozun varlığı araştırılmalıdır. Bu olayların hepsinde
et lenf yumrularının muayenesi gerekir.
Organlarda görülen bozukluk şüpheli kalıyorsa regional lenf yumrularında
saptanan bulgular teşhisi kuvvetlendirir. Tüberkülozun teşhisinde lenf
yumrularının muayenesi çok önemlidir. Tüberküloz etkeninin girdiği lenf
yumruları şişer ve kısmen kızarır. Daha sonra bu yumruluların kesitlerinde
küçük tüberküller veya yaygın olarak kazeifikasyon görülür. Lenf
yumrularında tüberkülozik bozukluklar önce radier kazeifikasyon şeklinde
görülür. Bu şekil tehlikeli olan ve fazla bakteri içeren bir tüberküloz
olgusudur. Radier kazeifikasyonda lenf yumrularının kesitleri , bir turpun
kesitine benzer şekildedir. Lenf yumrularında radier kazeifikasyon görüldüğü
zaman hastalığın generalize olup olmadığını saptamak için et içerisinde
bulunan bütün lenf yumrularının muayenesi gerekir. Lenf yumruları muayene
edilirken dışarı alınır ve küçük odakları görmek için bir çok ince kesitler
yapılarak gözden geçirilir.
Lezyonlu organ ve lenf yumruları ( mediastinal, bronşial, retropharingeal ve
diğer lenf yumruları ) dikkatlice seçilip ayrılır. Lezyonlu kısımlar iki
parçaya ayrılarak iki kavanoza taksim edilir. Kavanozun birine %10 formollü,
diğerine ise %50 gliserinli tuzlu su marazi maddelerin üstünü kaplayacak
şekilde ilave edilir. Kavanozların kapakları akıtmayacak şekilde tampone
edilerek gönderilir. Meme tüberkülozunda; memeler kaynatılmış ılık su ile
yıkanır. %70 alkolle silinip dezenfekte edilir. Steril pamuk veya bezle
kurutulup elleri dezenfekte edilmiş bir kimse tarafından 4-5 çekim
sağıldıktan sonra 100 ml kadar süt steril şişelere alınır. Alınan süt uzak
yerden gönderilecek ise 100 ml süte 0.5 gr asit borik ilave edilir. Vajen ve
uterustan alınacak örnekler için steril eküviyonlardan yararlanılır
Tüberkülozlu etler üzerinde yapılan araştırmalarda, çelişkili sonuçlar elde
edilmiştir. Her şeye rağmen tüberkülozlu etlerin sağlık açısından zararlı
olabilmesi için , etlerde tüberküloz bakterilerinin bulunması gerekir.
Yapılan et muayenesiyle, organlarda bulunan tüberkülozun karakteri ve
yayılış belirtileriyle yeteri derecede bilgi edinilebilir. Muayenede
saptanan miliyer tüberküloz ve generalizasyon bulguları ve ayrıca çeşitli
organlarda eksudatif kazeifiye şekilleri görüldüğünde, ette tüberküloz
bakterilerinin var olduğu sonucuna varılır. Bu durumda:
.Tüberkülozda
kaşeksi meydana gelmiş ise vücudun kan dahil bütün aksamına el konulur.
Genel kaşeksi
:Yağlar tamamen erimiştir. Pelvis
boşluğu, böbrekler ve kalbin etrafındaki yağların yerine jelatinimsi,
kehribar sarısı bir kitle bulunması halidir.
Yapılan sistematik
et muayenesinde; tüberkülozun lokal veya generalize olduğunun tespitine göre
kısmen veya tamamen imhasına karar verilir.
a)-Kısmen imhayı gerektiren durumlar
-Tüberküloz lezyonları lokal ise; (Tüberkülozik bozukluklar büyük kan
dolaşımı ile yayılmadığı müddetçe lokal kabul olunur. Yani lokal tüberküloz
da yayılma lenf yollarıyla veya V.Porta veya küçük kan dolaşımı ile
yayıldığı zaman lokal sayılır. Primer kompleks ve kronik tüberküloz da lokal
tüberkülozdur.) Akciğer, bağırsak v.b. organ ve lenf yumrularında tüberküloz
lezyonları tespit edildiğinde ve hayvan besili ve kondüsyonlu ise
tüberkülozlu organ ve kısımlar imha edilerek geri kalanı şarta tabi
tutularak gıda değeri düşük etler grubundan kavurma yapıldıktan sonra
tüketimine izin verilir.
b)-Tamamen imhayı gerektiren durumlar
Tüberküloz lezyonları generalize ise; (Tüberkülozik bozukluklar büyük
kan dolaşımı ile muhtelif organlarda yani dalak, böbrek, testis,
yumurtalıklar, meme, kemikler, et lenf yumruları, beyin zarı, göz vb.
organlarda tespit edildiği zaman generalize sayılır).
-
Tüberkülozik bozuklukların
genişliği ne olursa olsun kaşeksi ile birlikteyse,
-
Kaslar içinde veya
inramüsküler lenf yumrularında tüberküller bulunuyorsa,
-
Bütün iç organlarda ve
özellikle dalakta milier tüberküllerin varlığı ile tüberküloz lezyonları
yayılmış bulunuyorsa,
-
Aynı zamanda göğüs boşluğu
ve karın boşluğu üzerinde tüberküller bulunuyorsa, etler tamamen imha
edilir.
HSZK. Madde 37 -
Sığırlarda tüberküloz ve ..... yakalandığı tespit edilen hayvanlar
tazminatlı olarak kestirilir, öldürülür veya imha edilir. Ticari amaçla
sütçülük yapan yerlerdeki ineklerin tüberküloz testine, ... tabi tutulmaları
mecburidir.
HSZK. Madde 41 -
(Değişik: 27/12/1993-3951/1 md.)Bu Kanun hükümlerine göre .... sığır
tüberkülozu, ... şap hastalıklarından dolayı öldürülen veya kestirilen
hayvanların sahiplerine, Bakanlık bütçesinden aşağıda belirtilen
miktarlarda tazminat verilir.
HSZY. Madde 93 -
Canlı hayvanlar kesilmeden.....
e) Ayakta yapılan muayene ve
kontrollarda;
Sığırda;..., tüberküloz, ..hastalığı
tespit edilenlere el konularak imha edilir.
HSZY. Madde 97.’e göre: -
Kaşeksi ile birlikte seyreden generalize olmuş Tüberküloz
hastalığı seyreden hayvanlarda gövde, kan bütün organlara el konularak imha
edilir. Aynı maddeye göre yağlar dışında hayvan vücudunun el konularak imha
edileceği hususlar şunlardır:
1 - Çok dar sahada tüberküloz
lezyonları tespit edilmesine rağmen aşırı derecede kaşektik bulunan
etler,
2 - Kaslarda veya lenf yumrularında
tüberküloz lezyonları bulunan etler,
3 - İç organlarda ve özellikle dalakta
tüberküloz lezyonları bulunan etler,
4 - Göğüs ve karın boşluğundaki
organlarda yaygın tüberküloz lezyonları tespit edilen
etler,
HSZY (Sığırlarda Tüberküloz) Madde 110
- Ticari amaçla süt sığırcılığı yapılan yerlerdeki
ineklerin sistematik muayenelerinde veya tüberkülin testi yapıldığında yahut
Bakanlıkça uygulamaya konulan projelerle ilgili çalışmalarda tüberküloz
hastalığı tespit edildiğinde hayvan sağlık zabıtası komisyonu toplanır.
Hükümet veteriner hekimince düzenlenen hastalık raporuna göre hastalık
çıkış kararı alınır ve ilan edilir.
a) Tüberkülozlu
hayvanlar tazminatlı olarak kestirilir. Etleri hakkında bu yönetmelik ve
Etlerin Teftiş Talimatı'na göre işlem yapılır.
b) Tüberküloz
hastalığı tespit edilen hayvanla bir arada bulunan damızlık sığırlara
tüberkülin testi uygulanır. Test neticesi müspet olanlar aynı şekilde
tazminatlı olarak kestirilir.
c) Yurt dışından
getirilen damızlık sığırlara mahallinde veya tahaffuzhanede uygulanan
tüberkülin testinin neticesi menfi ise gittikleri yerlerde iki ay sonra
tekrar tüberkülin testi yapılır. Bu testte de menfi sonuç verenler
hastalıksız kabul edilir.
d) Süt sığırcılığı
yapanlar her yıl ineklerini tüberküloz hastalığı bakımından muayeneye ve
tüberkülin testi yaptırmağa mecburdur. Hükümet veteriner hekimi hastalıksız
hayvanlar için sağlık belgesi düzenler ve sahibine verir. Bu testi
yaptırmayan hayvan sahipleri, haklarında kanuni işlem yapılmak üzere
savcılığa bildirilir.
e) Tüberkülin testi
uygulaması ve neticesi ile ilgili hususlarda Sığır Tüberkülozu Yönetmeliği
uygulanır.
f) Tüberküloz
hastalığı çıkan ahırlara dezenfekte edilmedikçe hayvan konulamaz. Hasta ve
hastalıktan şüpheli sığırların yemleri ve maddeleri yakılarak veya gömülerek
imha edilir. Süt kapları buharla yahut ilaçla dezenfekte edilir.
g) Tüberküloz
hastalığı çıkan yerlerdeki ineklerin sütü çiğ olarak satışa
verilmez.
h) Tüberkülozda
karantina, hastalık çıkan ahır, ağıl veya yerle sınırlıdır.
Hastalar dışındaki hayvanlarda test
sonucu menfi ise test iki ay sonra tekrarlanır. İkinci test neticesi menfi
olan hayvanlar hastalıksız kabul edilir ve karantina dezenfeksiyon yapılarak
kaldırılır.
Bilinen en eski zoonoz hastalıklardan birisidir. Bütün türler duyarlı
olmasına rağmen sığır ve koyunlarda en yaygındır. İnfeksiyon, vücut ısısının
yükselmesi, dalağın şişmesi, kanın katran gibi koyu renk alması ve
pıhtılaşmaması, deri altı ve subseröz dokularda sero-hemorajik
infiltrasyonların oluşması ile karakterizedir. Yurdumuzun her bölgesinde ve
her mevsimde ortaya çıkar. Halk arasında hayvanlarda “DALAK veya ŞARBON” ,
insanlarda “KARAÇIBAN ve KASAP ÇIBANI” olarak bilinmektedir.
Hastalık
insanlarda, deri şarbonu, akciğer şarbonu ve ender olarak görülen bağırsak
şarbonu olarak üç ayrı şekilde görülür.
Deri şarbonu; papül, vezikül ve püstülle karakterize üzerinde siyah bir
kabuk bulunan nekrotik ülserler şeklinde görülebileceği gibi, bağ dokusu,
boyun, göğüs ve göz kapaklarının deri altı dokusunda ödemler ve bu ödemli
alanın üstünde vesikülle karakterize bir şekilde de görülebilmektedir.
Akciğer şarbonu; özellikle hayvan yünleri ve kıllarıyla uğraşanların
sporları solumasıyla meydana gelmektedir. Ağır bir hemorajik bronko-pnömoni
ile karakterizedir.
Bağırsak şarbonu; genel durum bozukluğu ve şiddetli bir gastro-enteritis
ile karakterizedir. Tanı koymak güç olduğundan dolayı kurtuluşu yok gibidir.
Bu klinik formların birisinde etken kana karışıp septisemi yaparsa hastalık
öldürücü bir hal alır. Menenjitin de görüldüğü vakalar mevcuttur.
Hastalığın etkeni, Bacillus antracis, sporlanarak çoğalan bir
bakteridir. B. antracis, 55 - 60 oC' de 10-15 dk.' da
inaktif hale gelirken, sporları toprakta, merada ve sularda 50-60 yıl canlı
kalabildiği gibi, fiziksel ve kimyasal etkilere karşı çok dayanıklıdır.
Nemli ısıda, 121oC' de 15 dk' da, kuru ısıda 160 oC'
de 60 dk.' da ölürler. Antraks sporları, %0.1 sublime içinde 70 saat, %4
potasyum permanganatta 15 dk., %3 formolde 3-4 gün ve %5 fenolde 2-40 gün
canlılığını koruyabilmektedir. Kurutulmuş halde sporların yıllar boyu
saklanması olasıdır. Sporlar mide sıvısından etkilenmez.
Hasta
hayvanların beden ısıları yüksektir. Kanlı diare, koyu renkli dışkı, burun
ağız ve vulvadan koagule olmayan kan akar. Hastalık genellikle 3-5 gün
içinde ölümle sonlanır. Hastalık perakut, akut ve subakut seyredebilir.
Kronik forma sahip değildir. Perakut olaylarda hiçbir semptom göstermeden
1-4 saat içinde ölüm gözlenir. Ölmeden önce ağız, burun, anüs ve vulvadan
kan gelir. Şüpheli hayvanlardan kulak içi venasından veya kuyruk venasından
alınan kandan hazırlanan sürme preperatta tipik etkenler görülebilir.
Kesimi yasak hastalıktır. Yinede bilmeden kesim yapılırsa deri altı subseröz
dokularında, kaslar arasında sarı peltemsi sızıntılar, irin veya yaygın
kanamalar görülür. Dalak normal durumunun 2-6 katı kadar büyümüştür.
Kesildiği zaman dokusu çamur kıvamında, katran görünümündedir. Kan katran
renginde olup çoğunlukla pıhtılaşmaz veya geç pıhtılaşır. Çoğunlukla
hemorajik bağırsak yangısı vardır. Bütün organlarda hemorajiler,
karaciğer, kalp ve böbrek parankiminde dejenerasyonlar görülür. Lenf
yumrularında hiperemi ve kanamalar bulunur. Ölüm sertliği şekillenmez. Vücut
boşluklarında kanlı seröz sızıntı vardır.
Antraks sığır pastörellozu, yanıkara, septisemi, piroplazmozis ve leukoz ile
karıştırılabilir. Piroplazmozis’de ikterus vardır. Dalakta büyüme
gözlenmesine karşın, dalak pulpası serttir ve kan pıhtılaşır. Buna ilaveten
idrar kırmızı- kahverengidir. Yanıkarada da dalakta büyüme gözlenmesine
karşılık, dalak pulpası çamur kıvamında değildir. Şüpheli durumlarda
laboratuvar muayenesi ile kesin teşhis konulur.
Antraks'lı hayvanların veya bu hastalıktan şüpheli olanların kesimi,
etlerinin veya bütün diğer kısımlarının tüketime sunulması kesin olarak
yasaktır. Bu hastalıktan ölmüş hayvanların kadavraları, et, deri, iç
organlar, boynuz, tırnak ve diğer bütün kısımları imha edilir.
HSZY.
Madde 109 -
Bir yerde şarbon hastalığının çıktığını haber alan hükümet veteriner hekimi
hastalık bölgesine geldiğinde hastaları ayırır ve sağlam hayvanlardan ayrı
bir yerde muhafaza altına alır. Hayvan sağlık zabıtası komisyonu kurulur.
Komisyon hükümet veteriner hekiminin hastalık raporuna göre hastalık çıkış
kararı alır ve hastalığı ilan eder.
a)
Hayvan sağlık zabıtası
komisyonu kararına göre tespit edilen hastalıklı bölgenin giriş ve çıkış
yerlerine "şarbon hastalığı vardır" levhaları dikilir.
b)
Şarbon hastalığından ölen
hayvanlar mümkünse yakılarak imha edilir veya iki metre derinliğindeki
çukurlara, üzerlerine sönmemiş kireç dökülerek, derileri ile birlikte
gömülür. Hastalıktan ölen hayvanlara ait maddelerin çevreyi bulaştırmaması
için hükümet veteriner hekimi gerekli tedbirleri almakla
yükümlüdür.
c)
Hasta ve hastalıktan
şüpheli hayvanların yem ve su kapları bulundukları yerden dışarı
çıkarılamaz ve diğer hayvanlar için kullanılmaz. Hasta ve hastalıktan
şüpheli hayvanların bulunduğu yere çıplak ayakla girilmez. Hayvan
bakıcılarının ellerinde ve açık yerlerinde yara bulunmamalıdır.
d)
Hasta ve hastalıktan
şüpheli hayvanların kesilmesi ve etlerinin tüketilmesi yasaktır. Deri,
kıl, yapağı, boynuz ve tırnaklarına el konulur ve imha edilir.
e)
Hasta ve bulaşmadan
şüpheli hayvanların sütü, yapağı ve kılları imha
edilir.
f)
Şarbon hastalığı yoldaki
sürülerde ve hayvanlarda nakledilirken çıkmışsa hastalar ayrılır.
Hastalıksız hayvanlar ayrı bir yerde karantinaya alınır. Beş gün içinde
hastalıksız hayvanlardan yeni bir hasta tespit edilmez ise sürünün yer
değiştirmesine izin verilir.
g)
Şarbon hastalığından ölen
hayvanlara otopsi yapılmaz. Ancak marazi madde almak için kadavralar
gömülecek çukurun içinde açılır. İşlem tamamlandıktan sonra derhal sönmemiş
kireç dökülerek gömülür.
h)
Şarbon hastalığının
sönüşüne kadar karantina bölgesine aşısız tek tırnaklı, sığır, koyun,
keçi ve domuzların girmesi yasaklanır. Şarbon hastalığına karşı aşılanmış
hayvanların girişine izin verilir.
i)
Karantina bölgesinden
mezbahaya sevk edilmek istenen büyük ve küçük baş hayvanlar hükümet
veteriner hekimince muayene edilir. Hastalıksız oldukları tespit edilen
hayvanlar derhal kesilmek üzere kapalı vasıtalarla en yakın mezbahaya
gönderilir. Hükümet veteriner hekimi durumu mezbaha veteriner hekimine
bildirir.
j)
Şarbon hastalığı insanlara
da bulaşabileceğinden, hükümet veteriner hekimi hastalık hakkında hayvan
sahiplerine ve mahalli sağlık teşkilatına bilgi verir.
k)
Şarbon hastalığı mikrobu
ile bulaşık mera ve su kaynaklarına hayvanların girmesi yasaklanır. Bu
yerlerde otlatılmasında ve sulanmasında zaruret olan hayvanlar şarbon
hastalığına karşı aşılanır ve aşılamadan 15 gün sonra bulaşık bölgeye
girmelerine müsaade edilir.
l)
Şarbon mikrobu ile
bulaştığından şüphe edilen hayvan yemleri laboratuar sonuçlarına göre
değerlendirilir. Müspet çıkanlar imha edilir.
m)
Şarbon hastalığı çıkan
veya hasta ve hastalıktan şüpheli hayvanların muhafaza edildiği ahır ve
ağıllara; buralardaki eşya ve malzemeler, hayvan yemleri ve maddeleri ile
artıkları dezenfekte edildikten sonra hastalıksız hayvan konulmasına müsaade
edilir.
n)
Şarbon hastalığında
konulan karantina son ölüm veya iyileşmeden 15 gün sonra gerekli
dezenfeksiyon yapıldıktan sonra kaldırılır.
Sığır, koyun, keçi ve domuzlarda özellikle testis, meme ,uterus gibi genital
organlara yerleşerek yavru atmalara ve infertiliteye neden olan kronik,infeksiyöz,
nekrotik ve yangısal enfeksiyonlara yol açan önemli bir zoonozdur. Bütün
dünyada yaygın süt ineklerinde prevalansı yüksektir. Evcil hayvanlarda
Bulaşıcı yavru atma hastalığı olarak bilinen hastalık, insanlarda
Dalgalı humma, Bang hastalığı, Malta humması ve
Akdeniz humması olarak da bilinmektedir
Brucella cinsi içinde B.melitensis, abortus, suis, ovis canis olmak
üzere değişik türleri vardır. Gram negatif, sporsuz, 0.5 x 1 mikron
boyutlarındadır. Bütün brucella tipleri pastörizasyon ısısında 10-15
dakikada ölürler. Altı türü bulunan Brucella grubu
mikroorganizmalardan Brucella melitensis, Brucella abortus ve
Brucella suis halk sağlığı yönünden büyük önem taşır. B.
melitensis başlıca koyun ve keçileri etkilemekle birlikte sığır ve
köpekleri de enfekte edebilir. Kırsal kesimde insanların bu hayvanlarla
yakın teması ve koyun-keçi sütünün geleneksel tüketim şekli nedeniyle
koyun-keçi brusellozisi (B.melitensis) ülkemizde insan sağlığına
olumsuz etkisi bakımından daha büyük öneme sahiptir. B. melitensis’in
3 biyotipi bulunur. B. abortus, sığırlarda enfeksiyon oluşturur,
fakat manda, deve, geyik, at, koyun, köpek, domuz ve insanlara da bulaşır.
İnsanlar için patojenitesi bakımından B. suis’ten sonra gelir. B.
abortus’un 7 biyotipi vardır.
B.
suis, başlıca domuzlarda enfeksiyon oluşturur, ancak ren geyikleri,
sığır, manda ve diğer bazı yabani hayvanlarda enfeksiyon oluşturduğu tespit
edilmiştir. B. melitensis’ten sonra insan için en patojenik türdür.
B. suis’in 5 biyotipi vardır.
Brucella grubu mikroorganizmalar genellikle konakçı hayvan dışında
çoğalmazlar. Fakat ortamın ısı, nem ve asitlik değerlerine bağlı olarak
değişik sürelerde canlılıklarını sürdürürler. Brucella
mikroorganizmaları direkt güneş ışığı, dezenfektanlar, pastörizasyon ve kuru
şartlara duyarlıdır. Güneş ışığında 1-12 saatte, 60 0C’de 10
dakikada, 1000C’de hemen ölürler. Çeşme suyunda 4-80C’de
birkaç ay, 00C’de 2.5 yıl, dondurulmuş dokularda birkaç yıl,
nemli toprakta 60 gün ve 200C’de % 40 nemli ortamda 144 gün canlı
kalabilirler. İdrarda 30 gün, atık fötuslarda en az 75 gün ve uterus
akıntılarında 200 günden fazla canlı kalabilir. Enfekte dışkı materyali ile
bulaşık altlıkta 56-610C’lerde 4.5 saatte tahrip olur. Çiğ sütten
yapılan tuzsuz krema yağında buzdolabında 142 gün, %10 tuz içeren salamura
peynirde 45 gün, %17 tuz içerende ise 1 ay canlı kalır. Etin normal
dinlendirilmesi süresince oluşan pH değişikliği (asitlik) ette bulunabilecek
Brucella mikroorganizmalarını öldürmeye yeterlidir.
Retikulo-histositer bir hastalıktır. Belli organ ile dokularda yerleşir.
Hastalık kendini yavru atma ile gösterir. Erkeklerde testis yangısı görülür.
Et ve
iç organlarda belirtileri karakteristik değildir. Hastalık kendini yavru
atma ile belli eder. Yavru keselerinde sarı, peltemsi infiltrasyon vardır.
Gebe ineklerde uterus mukozası ve chorion arasında kirli boz renkte irin
kitlesi ile birlikte müköz veya koyu sulu kıvamda bir eksudat bulunur.
Erkeklerde genital organlarda kanamalar ve nekrotik odaklar görülebilir.
Testis ve epididimis dokusunda fındık büyüklüğünde nekrotik ve irinli
odaklar bulunabilir.
Bruselloza tutulan veya bu hastalıktan yahut da bulaşmadan şüpheli bulunan
sığırların etleri hakkında aşağıdaki şekilde karar verilir.
a)-Özellikle
ateş görülen devirlerde hastalığın etkeni kanda bulunduğundan, bu vakalarda
hayvanlar öldürülerek imha edilir. Çünkü brusellanın kesme ve yüzme
esnasında insanlara geçmesi olasıdır. Ateş göstermediği halde yalnız
serolojik muayene ile hastalık olduğu anlaşılan hayvanlar kesildikten sonra
etleri şarta tabi tutulur. Kavurma yapılarak tüketimine izin verilir. Ancak
iç organlar ile meme ve cinsel organlar tamamen imha edilir.
b)-Bruselloz
teşhis edilen koyun ve keçi etlerinde, eğer enfeksiyon akut devrede ise ve
hayvanlarda ateş varsa hayvanlar kesilmeden öldürülüp imha edilir. Bunun
dışındaki ateş göstermeyen hayvanların etleri, şarta tabi tutulur, kavurma
yapılarak tüketimine izin verilir. Ancak uterus , meme, testis, dalak,
böbrek, karaciğer gibi bütün iç organlar imha edilir. Bu hayvanların
derileri mutlaka iyi bir şekilde dezenfekte edilir.
HSZY.( Sığır Brusellozu) Madde 114 -
İneklerde yavru atma şeklinde hastalık görüldüğünde ilgililerce mülki
makamlara veya Bakanlık il ve ilçe müdürlüğüne bildirilir. Hükümet veteriner
hekimi hastalık çıkan yerde gerekli muayeneyi yapar ve laboratuar raporuna
istinaden hastalık çıkış raporunu düzenler. Hayvan sağlık zabıtası
komisyonu hastalık çıkış kararı alır ve ilan eder.
a)
Yavru atan inekler ayrı
bir yerde muhafaza altına alınır ve laboratuara talimatnamesine göre marazi
madde gönderilir.
b)
Hasta ve hastalıktan
şüpheli hayvanlarla bir arada bulunan diğer bütün sığırlar bulaşmadan
şüpheli olarak talimatnamesine göre hükümet veteriner hekimince muayene
edilir.
c)
laboratuar muayenesi
neticesinde bruselloz hastalığına yakalandıkları anlaşılan hayvanlar ile
bunların ait oldukları sürülerdeki, köy, ahır yahut meradaki bütün
hayvanlar hastalıktan şüpheli olarak müşahadeye alınır. Altı ayda bir kan
serumu veya sütlerinin serolojik muayenesi yapılır. Bir yıl içinde hiç bir
yavru atma olayı görülmez ve son iki altı aylık kan serumları menfi bulunur
ise bu hayvanlar hastalıksız sayılır.
d)
laboratuar muayenesi
sonucunda bruselloz hastalığına yakalandığı anlaşılan damızlık boğalar
dışındaki sığırlar tazminatlı olarak kestirilir. Et ve sakatatı hakkında
Yönetmelik ve Etlerin Teftiş Talimatına göre işlem yapılır.
e)
Damızlık olarak kullanılan
boğaların altı ay ara ile üç defa kan serumlarının muayene ettirilmesi
zorunludur. laboratuar muayenesi sonucu hastalık tespit edilen boğalar
damızlıkta kullanılmaz; kastre edilir.
f)
Hastalık çıkan sürülerde
bir yaşından aşağı sığırlar ayrılıp ayrı bir sürü meydana getirilir. Mümkün
olmadığı hallerde hastalıksız hayvanlarla bir arada
bulundurulur.
g)
Hastalıklı ve bulaşmadan
şüpheli inekler ayrı yerlerde muhafaza edilir ve bu sürülerin sağımı,
sağlam hayvanlardan ayrı olarak ayrı kişiler ve vasıtalarla yapılır.
Sütlerin birbirine karıştırılması yasaktır. laboratuar muayenesinde
sütlerinde mikrop bulunan ineklerin sütleri imha edilir. Mikrop bulunmayan
sütlerin kaynatılarak veya pastörize edilerek yahut yoğurt olarak tüketimine
izin verilir. Hastalıklı ineklerin sağımı sırasında sütlerinin yerlere ve
çevreye dökülmesine müsaade edilmez. Buzağı ve danaların hastalıklı
ineklerin sütünü emmesi önlenir.
h)
Hastalık çıkan sürülerdeki
ineklerin doğumları bu iş için ayrılan yerde yaptırılır. Doğumdan sonra
vajen akıntıları bitinceye kadar aynı yerde bırakılır. Sonra arka kısımlar
ve ayakları dezenfekte edilerek doğum yaptığı yerden çıkarılır ve geldiği
sürüye katılır.
i)
Bruselloz hastalığına
yakalanmış hayvanlardan çok zayıf olanlarının etleri kesildikten sonra imha
edilir. Diğer etler hakkında Yönetmeliğe ve Etlerin Teftiş Talimatına göre
işlem yapılır.
j)
Bruselloz hastalığı
mücadelesinde bu Yönetmelikte yer almayan konularda Brusellosis Mücadele
Talimatnamesine göre işlem yapılır.
k)
Brusellozda karantina
hastalık çıkan ahır veya yerle sınırlıdır. Bruselloz tespit edilen yerde bir
yıl içinde hiçbir yavru atma olayı görülmez ve son iki altı aylık kan
muayeneleri menfi bulunur ise, bu yerdeki hayvanlar hastalıksız sayılır.
Dezenfeksiyondan sonra karantina tedbirleri kaldırılır.
l)
Bruselloz hastalığı ile
ilgili aşılama programı ve kullanılacak aşı Bakanlıkça belirlenir. Bruselloz
aşısı tatbik olunan hayvanlar verilen talimata göre
işaretlenir.
m)
Ticari amaçla süt
inekçiliği yapan işletmelerin bruselloz hastalığı bakımından muayene ve
kontrolleri Bakanlıkça verilen talimata göre yapılır.
Koyun ve Keçi
Brusellozu Hastalığı
HSZY. Madde 115 -
Koyun ve keçilerde laboratuar raporuna istinaden bruselloz hastalığı tespit
edildiğinde veteriner hekim hastalık çıkış raporu düzenler. Hayvan sağlık
zabıtası komisyonu hastalık çıkış kararı alır ve ilan eder.
a)
Yavru atan hayvanlar
sağlamlardan ayrılır. Hastalık çıkan sürünün sütlerinin kaynatıldıktan sonra
tüketimine izin verilir.
b)
Hastalığın sağlamlara
bulaşmasını önlemek için atık yavru zarları yakılıp imha edilir. Ahır ve
ağıllarda dezenfeksiyon yapılır.
c)
Hastalık bulaşma ihtimali
olan hastalıksız koyun ve keçilere, prospektüsünde yazılı şartlara dikkat
edilerek, aşı yapılır. Aşı yapılan hayvanlar
işaretlenir.
d)
Karantinaya alınan
hastalıklı bölgeye çift tırnaklı hayvanların girmesi yasaklanır.
e)
Koyun ve keçilerde
bruselloz hastalığı ile mücadele etmek için Bakanlıkça hazırlanacak program
ve projelere göre koyun, keçi, kuzu ve oğlaklara aşı uygulanır. Kuzu ve
oğlak aşılamalarına ertesi yıllarda da devam edilir.
f)
Bruselloz hastalığı çıkan
koyun ve keçi sürülerindeki koç ve tekeler enenir ve damızlıktan çıkarılır.
g)
Koyun ve keçilerde çıkan
bruselloz hastalığı sebebiyle alınan karantina tedbirleri hastalık çıkan
ağıl veya yerle sınırlıdır. Son yavru atmadan otuz gün sonra dezenfeksiyon
yapılarak karantina tedbirleri kaldırılır.
Sığır koyun ve keçilerde bulaşıcı kronik ishal ve bağırsak
cidarının kalınlaşmasına neden olur. İshal ve zayıflama ile karakterizedir.
Etken
Mycobacterium paratuberculosis (m.johnei)'dir. İnsan için patojen
değildir. Hareketsiz, sporsuz, kapsülsüz, çomak şeklinde, aerobik ve gram
pozitiftir. Kuvvetli asidorezistanstır. Nemli, güneşsiz ve asidik
ortamlarda bir yıldan fazla canlı kalabilir.
Sığırlarda hastalık 2-6 yaş arasında görülmekle beraber, 12-18 aylıklarda da
gözlenir. İlk safhada halsizlik, yorgunluk ve intermandibular bölgede
ödemler vardır. İshal başlayınca ödem kaybolur. Hastalığın en önemli bulgusu
ishaldir. Dışkı sulu, köpüklü ve pis kokuludur. Vücut ısısı normaldir.
Hastalığın son dönemlerinde hayvanlar yere yatar kalkmak istemez. Koyunlarda
hastalık sığırlara nazaran daha akut bir şekilde seyreder. Çoğunlukla
şiddetli bağırsak parazit enfeksiyonları ile birlikte bulunur.
Çok
ağır bir enfeksiyon olmadığı durumlarda ince bağırsakların son kısımları ile
kalın bağırsaklarda ve bunlara ait lenf yumrularında görülür. Bozukluk
çoğunlukla ileum'da görülür. Dış bakıda ileum kalınlaşması hemen dikkat
çeker. Bağırsak açıldığı zaman mukozanın 3-5 kat kalınlaştığı ve çok sayıda
uzunluğuna / genişliğine beyin kıvrıntılarına benzer kıvrımların oluştuğu
görülür. Kıvrımların üzerinde küçük hemorajiler ve siyah esmer pigment
birikmesi vardır. Mesenterium lenf yumruları büyümüştür. Ancak tüberkülozda
olduğu gibi kazeifikasyon bulunmaz.
Hastalık koyunlarda
daha akut formda ve diğer bağırsak parazit infestasyonları ile birlikte
seyreder. Bağırsak mukozasında kıvrımlar görülmesine karşın, ileum
kalınlaşmış olup mezenterial lenf yumrularında peynirleşme ve kireçlenme
vardır.
Kaşeksi, hidremi veya bir başka patolojik bozuklukta gövdeler yenmeye
elverişli değildir. Zayıf gövdeler serbest bırakılabilir. Ancak göğüs ve
karın seröz membranları ıslak ve üzerinde seröz bir infiltrasyon varsa bu
soğuk depoda 12 saat bekletilir. Bu süre sonunda gövde kurur. Görünüşü
iyileşir. Hayvanda kaşeksi varsa ve bekleme süresi sonunda gövde ıslak ve
ödemli ise imha edilmesi gerekir.
Koyunlarda kronik
karakterde kazeöz lenfadenitis'e neden olur. Pseudotuberkuloz genel kavramı
altında, tüberkül benzeri kazeifiye nödüllerin oluşumuyla seyreden,
fakat asidoresistan olmayan mikroorganizmalar tarafından meydana getirilen
hastalık anlaşılır. Hastalığın yayılışı solunum ve sindirim sistemiyle olup,
genelde koyuların kırkılması, kuyruk kesme ve kastrasyon işlemlerini takiben
özellikle deride oluşan yaralara bağlı olarak ortaya çıkar.
Etken
Corynebacteri ovis (C.pseudotuberculosis)'tir. Gram pozitif,
hareketsiz, sporsuz ve aerob bir mikroorganizmadır.
Sığırlarda ülseratif lenfangitis, koyunlarda kazeöz lenfadenitis ile
seyreden, akciğer ve lenf yumrularında tuberkuloza benzeyen içi koyu bir
irinle dolu ve etrafı sert kapsüllerle çevrili irili ufaklı apselerle
karakterize kronik seyirli infeksiyöz bir hastalıktır. Etken deride oluşan
çeşitli türdeki yaralardan vücuda girer. Yüzeysel lenf yumruları (prekrural,
preskapular, submaksillar, prefemoral, popliteal) şişmiş ve sertleşmiş olup,
ağrısızdırlar. İlerlemiş olaylarda karın ve göğüs altında ödemlere
rastlanır. Lezyonlar akciğerde ise ağrılı öksürük ve güç solunum vardır.
Burundan muko-purulent akıntı gelir. Hastalık yavaş ilerlediği için anemi ve
kaşeksi görülür.
Hayvanlarda genel bir kaşeksi görülür. Prekrural, preskapular, bronşiyal ve
sublumbal lenf yumruları şişmiş, içlerinde yeşil sarı renkli kazeöz odaklar
vardır Hastalık tüberküloz ile karıştırılabilir. Lezyonların yeşilimtırak
sarı manzarası ve hastalıklı kısımlarının kesitlerinin bir soğan kesitine
benzemesi teşhise yardımcı olur. Eskimiş lezyonlarda kireçlenme neticesinde
kireç harcına benzeyen bir manzara görülür. Akciğerlerde çok sayıda ve
çeşitli büyüklükte nodüllere rastlanır. Bunların içinde de aynı tarzda irin
bulunur. Karaciğer, dalak, böbrek, meme ve testislerde de kazeöz veya kazeo-kalseroz
değişmelere tesadüf edilir.
Marazi madde olarak lezyonlu akciğer ve diğer iç organlarla lenf yumruları,
yakın yerlerden doğrudan, uzak yerlerden ise %50 gliserinli fizyolojik tuzlu
su içinde gönderilir.
Hastalıklı organların ve lenf yumrularının imhası gerekir. Hastalıklı organ
ve lenf yumruları çıkarılıp imha edilerek etlerin tüketimine izin verilir.
Deri
altı ve kas dokularında nekrotik ve amfimatöz nitelikte yangı meydana
getiren, çıtırtılı ödemlerle karakterize, başta sığır olmak üzere koyun ve
diğer çift tırnaklı hayvanlarda görülen anaerob bir hastalıktır. Hastalık
sığırlarda 6 aylık ile 2.5 yaş arasında daha sık görülmektedir. Etken
koyunda ekzogen yolla, kırkım yaraları, kastrasyon vs. yoluyla bulaşır.
Hastalık aniden başlar, akut topallık ve depresyon dikkati çeker. Bu dönemde
beden ısısı artabilir. Klinik bulgular ortaya çıktıktan sonra beden ısısı
normale veya normalin altına düşebilir. Karakteristik ödematöz çıtırtılı
şişkinlikler, arka bacaklarda, sırtta, göğüs bölgesinde ve boyunda gelişir.
Hastalığın inkübasyon süresi 2-3 gün arasında değişir, ölüm oranı %98
düzeyindedir. Koyunlarda ise hastalık sığırlardakinden daha hızlı seyreder
Cl.chauvoei
'dir. Gram pozitif, peritrich flagellalar yardımı ile hareketli, tam
anaerob bir mikroorganizmadır. Spor formları sert koşullara dayanıklıdır.
Virulansını toprak içinde 10-12 yıl koruyabilir. İnsanlar bu hastalığa
duyarlı değildir.
Hayvanlarda iştahsızlık, bitkinlik, diş gıcırdaması, sinirsel
depresyonlar ve bazen de yüksek ateş görülür. Pelvis, regio femoralis,
sağrı, bel omuz ve boyun kısımlarında yaygın ödemler göze çarpar. Bu
şişkinlikler başlangıçta sıcak ve ağrılı olup, sonradan merkez kısımları
soğur ve ağrısız bir durum alır. Şişmiş bölge üzerindeki deri kuru, sert
ve koyu renkte olup kangrenleşmiştir. Palpasyon sırasında şişkinliklerde
hışırtı duyulur.
Çeşitli organların mukozalarında hemorajiler görülür. Kalın kas tabakaları
üzerine basıldığında çıtırtılı ses duyulur. Ödemler görülür. Deri altı bağ
doku kırmızıdır. Bağırsak içeriği kanlıdır. Şişen kaslar sünger manzarasında
koyu kırmızıdır. Lenf yumruları şişmiştir. Dalakta bir değişiklik yoktur.
Karaciğerden yapılan kesitlerde bezelye veya ceviz büyüklüğünde, sarı
renkte kuru odaklara rastlanır.
Lezyonlu kaslarda,
kasların normal rengini kaybederek siyahlaştığı, yangılı bölgede kanlı,
köpüklü bir serozitenin bulunduğu dikkati çeker ve otopsi sırasında keskin
pis bir koku hissedilir.
Lezyonlu bölgelerden alınan kas dokusu %50 gliserinli fizyolojik tuzlu su
içerisinde gönderilir.
Ayakta muayeneden yanıkara teşhisi konulan veya şüpheli olan hayvanlar
kesilmez, kesimi yasaktır. Yanıkarada hayvan vücudunun, kan dahil olduğu
halde bütün aksamı insanlar tarafından gıda olarak kullanılmasına izin
verilmez, imha edilir.
Başlıca koyun ve atlarda nadiren doğum sonrası dönemde sığır ve domuzlarda
İstemli kasların spazmodik kontraksyonu ile karakterize , akut öldürücü bir
hastalıktır.
Cl.tetani'dir.
Anaerob, gram pozitif, sporları yuvarlak olup uçta yerleşmiştir. Etken
direkt güneş ışığında 18 saatte yok olur. Buna karşın sporları toprakta
yıllarca enfeksiyon yapabilme yeteneklerini muhafaza ederler. Tetanozlu
etler insan sağlığına zararlı değildir. Tetanoz toksini sağlam sindirim
mukozası tarafından absorbe edilmez. Toksin 65°C'de 5 dakikada tahrip olur.
Direkt güneş ışığı 15 saat içinde toksini tahrip eder. Cl.tetani'nin
vegetatif formu diğer bakteriler kadar dayanıklıdır. Fakat sporları çok
dayanıklı olup 100°C'de(kaynayan suda) 40-60 dakika da 105°C'de 3-25 dakika
içinde, %5 fenol çözeltisinde ise 30 dakikada ölür.
Tetanoz ancak kesim öncesi canlı muayene ile teşhis edilir. Kesim sonrası bu
hastalığa özgü bir semptom hemen hemen hiç görülmez. Sinir sistemi
merkezlerinde özellikle omurilikte hiperemi ve kanamalar görülürse de bu
semptom başka hastalıklarda da görülür. Sığırlarda hastalık boyun
bölgesinden başlayarak, diğer kas gruplarına doğru yayılan kas spazmları
ile karakterizedir. Hayvanlarda yürüyüş tutuk ve eklemler tam olarak
bükülemediğinden adımlar diktir. Vücut gergin, baş ileriye uzanmış halde
ve ilerlemiş olaylarda çene kilitlenmiş durumdadır. Kuzularda; klinik
bulgular kastrasyon ve kuyruk kesimini izleyen ikinci haftada ortaya çıkar,
yatar, başı geriye bükülür.Koyunlarda ise baş tamamen geriye atılmış durumda
hayvan yatar haldedir.
Hemen
bütün tetanoz olaylarında kalp kasında yağ dejenerasyonu bulunur. Daha çok
akciğerlerde hiperemi ve ödem, serozalarda ve mukozalarda kanamalar ve
kanın koyu renkte olmasıyla beraber iyi pıhtılaşmadığı görülür.
Steril şişelerde kan serumu, yara akıntısı ve sızıntısı, %50 gliserinli
fizyolojik tuzlu su içinde yaradan alınan materyal en kısa zamanda
laboratuvara gönderilir.
Tetanoz'da hayvanın vücudunun kan da dahil olduğu halde bütün kısmı imha
edilir.
Daha
çok kemiricilerde yaygın olup, keneler aracılığı ile insan ve çeşitli
evcil hayvanlara bulaştırılan tehlikeli bir zoonozdur. Hastalığa yakalanmış
evcil hayvanlardan veya av hayvanlarının etlerini yeterince pişirmeden
tüketen kişilerde tularemi meydana gelebilir. Spontan tularemi de görülen
hastalık belirtileri ve anatomik değişiklikler pseudotuberkulozdan
farksızdır.
Tularemi görülen
yerlerde yapılacak ilk iş hayvanları kenelere karşı aşılamaktır.
Etkeni Franciscella (syn.pasteuralla) tularensis'dir.
Hareketsiz, sporsuz, gram negatif bir etkendir. Isıya karşı çok hassastır
56-58°C'de 10 dakikada imha edilmektedir. Tavşan etlerinin dondurulduktan 4
hafta sonra dahi enfekte olduğu bildirilmiştir. İnsanlar en çok enfeksiyonu
tavşan etleri ile almaktadır. Etken solunum veya sindirim sistemiyle
organizmaya girer ve lenf kanalları yoluyla yayılır. Kan dolaşımına karışan
etken iç organlar ve kaslara yayılarak yangılı odaklar oluşturur.
Tularemi koyunlarda yüksek olarak ölümlere neden olan, akut septisemik
karakterde bulaşıcı bir hastalıktır. İnfeksiyonun insanlar için büyük
tehlike oluşturmasından dolayı et muayenesinde dikkatli olmak gerekir. Taze
koyun kadavrasında deri üzerinde çok miktarda kene bulunabilir. Bu
hayvanlarda deri altında doku nekrozu veya lokal şişkinliği ile beraber 2,5
cm çapında koyu konjesyon sahaları görülür. Bulaşmada keneler önemlidir.
Koyunlarda hastalık ağır ilerler, sert yürüme, başın geriye doğru çekilmesi,
arka ayakların bükülmesi görülür. Nabız ve solunum artar, ateş 41 °C'yi
geçer. Öksürük, kokulu ve koyu renkte bir isal vardır. Hayvan kilodan düşer,
birkaç gün sonra uzanır ve yatar. Ölüm bir iki gün içinde olabileceği gibi
2-3 haftaya kadar uzayabilir. Tüberküloz ve paratüberküloz ile karıştırılır.
Gövde lenf yumruları büyümüştür. Dalak büyümüştür. Akut olaylarda küçük,
kronikleştikçe büyüyen beyazımtırak tüberküller içerir.
Baş boyun lenf
yumruları çoğunlukla şişmiş, ödemli ve hemorajiktir. Akciğerlerde ödem
hepatizasyon ve konjesyon görülebilir.
Laboratuvara kene, dalak, lenf yumrusu ve iç organlarla, hasta koyunlardan
alınan kan serumu gönderilir.
Tularemi saptanan hayvanların etleri, insan sağlığı için tehlikeli
olduğundan imha edilmesi gerekir. Derilerini de ancak dezenfekte
edilmesinden sonra kullanılması uygundur.
Leptospirosis
sığır, koyun, keçi, domuz, at, köpek ve insanlarda görülen zoonoz bir
hastalıktır. Hastalık, akut, subakut ve kronik seyirli olabilir. Bulaşma
çiftleşme ile, inhalasyon ile, mikroplu materyalle direk temas ile, bulaşık
su, yem, süt vs.' nin sindirim yolu ile alınması sonucu meydana gelir.
Bulaşma kongenital olabildiği gibi kan emici artropotlar ve rezervuar
hayvanlar aracılığı ile de olabilmektedir. Başlıca klinik belirtileri ateş,
septisemi, sarılık, hemolitik anemi ve aborttur.
Hastalık yüksek
ateşle başlar. Bu dönemde leptospiralar kanda bulunur. Sonraki dönemde
böbreklere ve karaciğere yerleşir. Buna bağlı olarak sarılık, hemoglobinüri
görülür. Ayrıca anemi, abortus ve mastitiste oluşabilir. Bazı hayvanlarda
leptospiral meningitis ve nekrotik dermatitis oluşur. Kulaklar ve inguinal
bölge derisi kabuklanır ve kuru bir görünüm alır.
Sığırlarda genellikle leptospira pomona'dır. Suda, rutubetli zeminde
ve hayvanların iç organların iç organlarında uzun süre canlı kalabilir.
Kuraklığa karşı dayanıksızdır. Etkenler rutubetli yerlerde 180 gün kadar
yaşayabildiği halde kurutulmuş toprakta 30 dakikada ölürler. Yüzlek sularda
uzun süre yaşayabilirler. 50°C'de 10 dakikada 60°C'de ise 10 saniyede
ölürler.
Kesimden sonra yapılan muayenede tipik olan vakalarda özellikle yutak,
boyun ve göğüs bölgelerinde, deri altında, ayrıca mezenterium ve perineal
bağ dokusunda ve epikard altında kırmızımtırak, seröz ve jelatin benzeri
sıvı toplanması görülür. Karaciğer çok defa büyümüştür, koyu sarı bir
renktedir. Safra kesesi koyu ve yapışkan bir safrayla doludur. Böbrekler
koyu esmer ve bazen de siyah bir renk göstermekle beraber aynı zamanda
birçok hemorajiler vardır. Böbreklerde değişiklik özellikle kortikal bölgede
olup burada nekrotik odaklar görülür. İdrar kesesi hemoglobinli (kırmızı)
bir idrar taşır. Sindirim sisteminde akut kataral gastroenteritis lezyonları
ve bazı vakalarda hemorajik enterit bulunur. Perakut şekillerde özellikle
perikard'ta, dalakta büyümüş olan lenfatik bezlerde kanamalar görülmesi
karakteristiktir. Myokard'da parankimatöz dejenerasyon vardır. Dalak çok
defa büyümemiştir. Deri altında ikterus dikkat çeker.
Anemi, sarılık,
subseröz ve submukoz hemorajiler, böbreklerde büyüme, kapsulası altında
nekrotik odaklar, iç organlarda (karaciğer, böbrek, kalp, akciğer, bağırsak)
kanamalar dikkati çeker. İdrar kesesinde kırmızı renkli bir idrar vardır.
Şüpheli hayvanlardan kan serumu gönderilir. Kan serumu hemolizsiz olmalıdır.
Ayrıca kan serumuna mümkünse 1/10000 oranında koruyucu olarak mertiolat
katılması uygundur. Kan serumu hasta hayvanlardan olmak üzere hastalığın
başlangıcından en az 2 hafta sonra ve antibiyotik kullanılmadan evvel
alınmalıdır. Ateşli devrede (Leptospiraemia döneminde, genellikle 7-10 gün )
aseptik koşullarda alınan defibrine kan, leptospiruria döneminde (hastalığın
2.haftasındaki periyot) aseptik koşullarda ve sonda ile alınan idrar
gönderilebilir. Ölen hayvanlardan ise idrar kesesinden steril şırınga ile
çekilen idrar, böbrek, karaciğer, serebrospinal sıvı, beyin, atık fetus ve
süt marazi madde olarak gönderilebilir. Organ örnekleri laboratuvara en
fazla 6 saat içinde ulaştırılmalı, histopatolojik muayeneler için %10
formollu tuzlu su içinde gönderilmelidir.
Kesimden sonra yapılan muayenelerde
leptospirosis teşhis edildiği zaman etler hakkında karar aşağıdaki
şekillerde karar verilir:
a.Gövde ve
organlarda şiddetli ikterle beraber patolojik bozukluklar varsa etler imha
edilmelidir.
b.Eğer patolojik
bozukluklar çok hafifse, etler ancak sterilize edildikten sonra verilmesi
uygundur.
Sığırlar ve domuzlarda daha az yaygın olarak koyun, at ve insanların
kronik, irinli, granulamatoz bir hastalığıdır. Bu hastalık yumrulu çene (aktinomikoz)
olarak da adlandırılır. Hastalık dünyanın her yerinde sporadik olarak ortaya
çıkar. Aktinomikoz sert dokuda alt ve üst çene kemiklerinde ve sinuslarda
ortaya çıkar. Etkeni Actinomyces bovis’dir. İnsanlarda hastalık
oluşturan tür Actinomyces israelii’dir.
Aktinomikoz sığır,koyun ve domuzlarda görülen bulaşıcı ve kronik bir
hastalıktır. Sığırlarda daha çok diş etlerindeki yaralardan organizmaya
giren bakteriler diş köklerinde irinli bir yangı meydana getirir. İrin
buradan çene kemiğine geçerek şişmesine ve süngerimsi bir durum almasına
neden olur. Daha sonra çene kemiğindeki irin bir fistülle dışarı açılır. Bu
irin içinde bulunan kum tanecikleri şeklindeki granüller, iki lam arasında
ezilip, mikroskopta bakılırsa hastalık teşhis edilir. Bulaşma, mikropla
bulaşmış olan yem, ot, su vs. alınması sonu sindirim yolu ile meydana gelir.
Ağız boşluğu mukozası, dil, dudak, diş etlerinde meydana gelen her türlü
sert cisim ve infeksiyon yaraları mikrobun kolayca vücuda girmesine neden
olur. Hasta hayvanlarda bir veya iki dudakta kalınlaşma görülür. Bu
kalınlaşma yanaklar üzerinden mandibulaya doğru uzanabilir, daha sonra
birçok küçük apsecikler oluşur. Bu apseciklerin içeriği koyu yeşilimtırak
renkte olup deriden dışarı sızan kabuklar oluşturur. Baş ve boyundaki
yumuşak dokuların özellikle dil, dudak, faringeal ve maksiller lenf
yumrularının şişmesi, apseleşmesi ve granülasyon dokusunun oluşması ile
karakterizedir. Hayvanlarda salivasyon, yutma ve çiğneme güçlüğü vardır.
Et
muayenesinde aktinomikoz lezyonlarına tipik olarak dilde ve çene kemiğinde
rastlanır. Baş ve boyun deri altı yumuşak dokularında, lenf yumrularında ve
dilde içinde koyu kıvamda sarımsı irin bulunan odaklara rastlanır. Bu
lezyonlar dilin dorsal kısmında ulkuslar halinde bulunur ve çoğunlukla dil
çukurunda başlar. Buradaki kabartılar kesildiği zaman kesit yüzlerinde
peynir kıvamında ve irinli bir kitle görülür. Bazen de dilde mukozanın
kalınlaşmasıyla fındık büyüklüğünde yumrular vardır. Dil büyümüş ve
sertleşmiştir. Akciğerde boz renkte veya sarımtırak tüberküloza benzeyen
tüberküller halinde, bazen yumurta büyüklüğünü bulan ve içerisi irinle dolu
tümörler halinde lezyonlar görülür.
Bakteriyolojik muayene için aseptik koşullarda alınan apse içeriği steril
şişelere konularak laboratuvara gönderilir.
Aktinomikoz lezyonları gösteren organların imha edilmesi gerekir. Seröz
membranların, genellikle peritonun aktinobasillozu iyi beslenmiş
hayvanlarda meydana geldiğinde karkas, hastalıklı membranlar atıldıktan
sonra serbest bırakılabilir. Aktinomikozun generalize olması halinde etin
yedirilmemesi lazımdır. Generalizasyon yoksa et serbest bırakılır.
Aktinomikoz et tüketimiyle insana geçmez.
Aktinobasilloz dil, regional lenf yumruları, bağ doku ve deri gibi yumuşak
dokularda yerleşir. Sığır ve domuzlarda memede görülen bu hastalığın
oluşumuna Staphylococcus aureus da katkıda bulunur.
Etken Actinobacillus lignieresii'dir.
Kronik seyirli hastalığa, sığır ve koyunlarda rastlanır. Bulaşma, mikropla
bulaşmış olan yem, ot, su vs. alınması sonu sindirim yolu ile meydana gelir.
Ağız boşluğu mukozası, dil, dudak, diş etlerinde meydana gelen her türlü
sert cisim ve infeksiyon yaraları mikrobun kolayca vücuda girmesine neden
olur. Hasta hayvanlarda bir veya iki dudakta kalınlaşma görülür. Bu
kalınlaşma yanaklar üzerinden mandibulaya doğru uzanabilir, daha sonra
birçok küçük apsecikler oluşur. Bu apseciklerin içeriği koyu yeşilimtrak
renkte olup deriden dışarı sızan kabuklar oluşturur. Baş ve boyundaki
yumuşak dokuların özellikle dil, dudak, faringeal ve maksiller lenf
yumrularının şişmesi, apseleşmesi ve granülasyon dokusunun oluşması ile
karakterizedir. Hayvanlarda salivasyon, yutma ve çiğneme güçlüğü vardır.
Baş
ve boyun deri altı yumuşak dokularında, lenf yumrularında ve dilde içinde
koyu kıvamda sarımsı irin bulunan odaklara rastlanır. İnfeksiyon genellikle
kemiklere lokalize olmaz. Metastaz durumunda diğer iç organlarda da
lezyolara rastlanır. Koyunlarda hastalık genellikle baş ve boyun deri altı
dokularında ve çok nadir olarak da dilde lokalize olur.
Aktinomikoz’da olduğu gibi karar verilir.
Bakteriyolojik muayene için aseptik koşullarda alınan apse içeriği steril
şişelere konularak laboratuvara gönderilir.
Salmonellloz adı altında Salmonella grubu bakterileri tarafından
oluşturulan, septisemi belirtileriyle veya subakut ve kronik mide-bağırsak
yangısıyla seyreden hastalıklar anlaşılır.
Enterobacteriaceae familyasında yer alan insan ve hayvanlar için patojenik
olan mikroorganizmalardan salmonella'lar doğada çok yaygındır. Ülkemizde de
sık olarak görülür. Salmonella’lar sporsuz, kapsülsüz, gram negatif
çomakçıklardır. S.pullorum ve gallinarum hariç hareketlidirler.
Genelde laktoz negatiftir. İlk olarak 1888'de August Gartner tarafından
tanımlanmıştır.
Dana
ve sığırlarda salmonelloza en çok S.typhimurium, S.dublin, S.enteritis
ve S.anatum neden olmaktadır. Yetişkin sığırlarda akut enfeksiyonda
vücut ısısı yükselir. Süt verimi düşer ishal başlar. 24 saat içinde ishal
dizanteriye dönüşür ve beden ısısı normalin altına düşer. Hayvanlarda
halsizlik solunum güçlüğü ve bazende eklemlerde yangı görülebilir. Letalite
%25-30'dur.
Et
muayenesinde görülen bozukluklar ve değişiklik karakteristik değildir.
Hastalıkta sindirim yolları ve bağırsak mukozası kızarmış ve şişkindir.
Bağırsakta kanamalar görülür. Bağırsak içeriği kanlıdır. Mesenterik lenf
yumruları ödemli ve hemorajiktir. Dalağa yapılan kesitte, kesit yüzünün
sert olduğu ve frenk üzümü renginde olduğu görülür. Ayakta ve kesim sonrası
muayeneler kesin teşhis için yeterli değildir. Teşhis bakteriyolojik
muayenelere dayandırılmalıdır.
Etlerde veya iç organlarda salmonella bakterileri varsa ve bunlar az
miktarda olsalar dahi süratle çoğalarak bu eti yiyen insanların
zehirlenmesine neden olurlar. Bu nedenle ette ve lenf yumrularında
salmonella bakterileri bulunursa , et imha edilmelidir.
Etkeni neurotrop, filtreden geçebilen yuvarlak ve merkezi sinir sistemine
yerleşen Rhabdoviridae ailesinden Lyssavirus’tur. 52- 58°C'de 30 dakikada ve
80°C'de 2 dakikada ölürler.
Tüm
sıcak kanlı hayvanlarda görülür. Soğuk kanlı hayvanlar (yılan, timsah,
kurbağa) vücutlarında virüsü taşımalarına rağmen hastalığa yakalanmazlar.
5-8 gün içinde ölüm görülür. Bulaşma, virüsün kuduz hayvanın salyasında
olduğu dönemde başka bir hayvanı ısırmasıyla olur. Virüs sağlam deriden
organizmaya giremez. Klinik belirtiler bütün hayvanlarda aynı olmasına
rağmen bazı ufak farklılıklar vardır. Kuduz hayvanın ısırmasını izleyen
14-90 gün içinde hastalık 2-3 gün süren sakin kuduz dönemi ile başlar. Bu
dönemde hareketlerde, huyda değişiklikler ve allotriofaji görülür. Daha
sonra 3-4 gün süren hayvanın eksitasyonu, sese ve ışığa karşı duyarlılığının
gözlendiği saldırgan dönemle devam eder. 2-3 gün süren ve hayvanın ölümü ile
sonuçlanan paralitik devrede çenedeki felçten dolayı ağız kapanmaz, devamlı
salya akar, su ve yiyecek alamayan hayvan zayıflayarak ölür.
Eğer
şartlar uygunsa kafatası açıldıktan sonra beynin yarısı %50 gliserinli tuzlu
su diğer yarısı %10 formol içinde gönderilmelidir. Otopsi yapma olanağı
yoksa ; yakın mesafelerde baş iç içe yerleştirilmiş 2-3 naylon torba
içerisinde elden gönderilir. Uzak mesafelerden gönderilecek baş bolca
tuzlanarak bir naylon torbaya konulmalı ve ağzı lehimli buz dolu bir teneke
içinde gönderilmelidir
Genellikle kuduza özgü mikroskobik belirtiler yoktur. Bağırsaklarda
gastroenteritis, mukozalarda kanamalar, karaciğer, dalak ve böbreklerde
hiperemi, idrar kesesinin boş olması genel belirtiler olarak sayılabilir.
İlerlemiş olaylarda beynin cornu ammonis bölgesinde negri cisimciğinin
görülmesi teşhis için en emin yoldur.
Ayakta muayenede kuduz teşhis edilen hayvanların kesimi yasaktır. Kesimden
sonra kuduz teşhis edilirse kan dahil vücut imha edilir. Kuduza yakalanmış
olan hayvanlar ile, şüpheli olanların kesilmeleri etlerinin, sütlerinin ve
diğer kısımlarının tüketilmesi yasaktır. Kuduz hastalığına yakalanmış
hayvanlar tarafından ısırılan hayvanlar tazminatsız olarak öldürülür ve imha
edilir.
HSZY (Kuduz Hastalığı) Madde 119 -
Kuduz hastalığı çıktığını haber alan hükümet
veteriner hekimi derhal hastanın bulunduğu yere gider ve hastalık çıkış
raporu düzenler. Hayvan sağlık zabıtası komisyonu hastalık çıkış kararını
alır ve ilan eder.
a)
Kuduz hastalığına
yakalanmış ve kuduz hayvan tarafından ısırılan hayvanlar tazminatsız olarak
öldürülür ve imha edilir. Ancak, kuduz hayvan tarafından ısırılan
hayvanların sahipleri öldürülmelerine rıza göstermez ise, en geç 5 gün
içinde kuduz aşısı ile tedavi altına alınmak şartıyla, hayvan nev'ilerine
göre bu Yönetmelikte belirtilen karantina süresince masrafları hayvan
sahibine ait olmak üzere karantinaya alınır. Hükümet veteriner hekimi
gerekli kontrolu yapmakla yükümlüdür.
b)
Kuduz hastalığına
yakalanmış hayvan, insanları da ısırmış ise hükümet veteriner hekimi
durumdan mahalli sağlık teşkilatını haberdar etmekle yükümlüdür. Isırma
olayı mevcut olmasa bile il veya ilçe müdürlüklerinin hayvanlarda kuduz
hastalığının çıktığını sağlık teşkilatına bildirmesi zorunludur.
c)
Kuduz hastalığı çıkan
yerdeki sahipsiz ve başıboş köpekler köylerde muhtar ve ihtiyar heyetince,
kasaba ve şehirlerde belediye zabıtasınca tazminatsız olarak öldürülür ve
imha edilir.
d)
Kuduz hastalığının
bulaşmasından şüphe edilen hayvanlar da tazminatsız olarak öldürülür ve imha
edilir. Sahipleri öldürülmelerine rıza göstermez ise en geç 5 gün içinde
kuduz aşısı ile tedavi altına alınarak et yiyenler, tek tırnaklılar ve
sığırlar altı ay; koyun, keçi, domuz ve kanatlılar üç ay masrafları
sahibine ait olmak üzere karantinaya alınır. Hükümet veteriner hekimi
gerekli kontrolu yapmakla yükümlüdür.
e)
Kuduz hastalığından şüphe
edilen hayvanlar şehir ve kasabalarda belediyeler, köylerde muhtarlıklar
tarafından yaptırılan kapalı yerlerde 10 gün müddetle müşahedeye alınır.
Müşahede sonunda kuduz hastalığının belirtisini göstermeyen hayvanlar
hastalıksız sayılır. Müşahede masrafları sahibine aittir.
f)
Kuduz hastalığına
yakalanmış veya hastalıktan şüpheli bir köpek müşahede yerinden kaçar ve
bulunamaz ise o mıntıkanın on kilometrelik çevresindeki sahipsiz ve başıboş
köpekler öldürülür ve imha edilir. Sahipli köpekler zincire bağlanır. Çoban
köpekleri sürülerin bulunduğu yerde serbest bırakılır.
g)
Sahipli kedi ve köpeklerin
kuduz hastalığına karşı aşılanması mecburidir. Şehirlerde belediyelerce,
köylerde muhtarlıklarca sahipli köpek ve kedilerin kaydı tutulur. Bu
kayıtlar hükümet veteriner hekimince denetlenir. Köpekler üç aylık kediler
altı aylık olduklarında ilk defa aşılanırlar. Her yıl aşı tekrarlanır.
Aşılanan hayvanlar için aşı belgesi düzenlenir. Belgesizler öldürülür ve
imha edilir.
h)
Kuduz hastalığından veya
bulaşmadan şüphe edilen hayvanların bulundukları yerin dışına çıkarılmasına
izin verilmez. Bu hayvanların kesilmesi ve etlerinin tüketilmesi yasaktır,
sütleri imha edilir.
i)
Belediyeler ve köy
muhtarlıkları kuduz hastalığından veya bulaşmadan şüpheli hayvanların
müşahedeye alınabilecekleri yeri temin etmek zorundadır.
j)
Kuduz hastalığına
yakalanmış veya hastalıktan şüpheli hayvanların kadavraları, derileri ile
birlikte imha edilir.
k)
Kuduz hastalığının kesin
teşhisi için, hastalığa el koyan veterinerlikçe ölen veya öldürülen
hayvanın başı bolca tuzlanıp, plastik torbaya sardırılır. Teneke kutu
içerisinde veya tahta kutuda laboratuara gönderilir. Ambalaj üzerine kuduz
kelimesinin belli olacak şekilde yazılması zorunludur.
l)
Kuduz veya kuduz
hastalığından şüphe edilen hayvan tarafından ısırılan hayvanlara beş gün
içinde küratif aşı, tarifnamesine göre yapılır.
m)
Kuduz hastalığı sebebi ile
konulan karantina tedbirleri hastalığa yakalanan hayvan; et yiyen, tek
tırnaklı ve sığır ise altı ay sonra; koyun, keçi, domuz ve kanatlılarda üç
ay sonra dezenfeksiyon yapılarak kaldırılır.
n)
Kuduz hastalığı ile
mücadele ilgili bakanlıklarla yapılacak müşterek çalışma esasları
düzenlenecek protokollerle belirlenir.
Sığırların akut, ateşli , bulaşıcı, sindirim kanalı mukoz membranlarının
yangılı nekrotik değişikliği ile karakterize bir hastalığıdır.
1991 yılına kadar
uzun yıllar ülkemizde görülmeyen çok hızlı bulaşan ve ölüme neden olan sığır
vebası hastalığı ülkemizde tekrar görülmüş ve kısa sürede Diyarbakır, Adana,
Konya, Afyon ve Sakarya’da 17 mihrakta hastalık görülmüştür.
1991 yılında görülen sığır vebası salgınında
körfez savaşı sonrası kontrolsüz ve kaçak hayvan girişlerinin önemli bir
etken olduğu bilinmektedir. 15 Ekim 1991 tarihinde Van ve Hakkari
illerinde 22 yıl aradan sonra sığır vebası hastalığının tekrar görülmesi ile
başlayan mücadele 18-23 Mayıs 2003 tarihinde Paris'te yapılan Uluslararası
Salgın Hastalıklar Ofisi (OIE) 'nin 71nci Genel Kurulunda yapılan oylama ile
önemli bir safhaya ulaştı. Türkiye sığır vebası hastalığından ari ilan
edilmiştir.
Sığır vebası sığır
ve mandalarda çok hızla bulaşan ve ölümle seyreden bir hastalıktır. Hastalık
ölümlere neden olarak yetiştiricilere ve ülke için büyük ekonomik kayıplara
neden olması yanında hastalığın görüldüğü ülkelerden her türlü ithalata
yasaklamalar getirilmesi nedeniyle ülke ticareti içinde büyük engeller
oluşturur. Bu nedenlerle büyük öneme sahiptir.
Hastalıktan arilik
için Uluslararası Salgın Hastalıklar Ofisi (OIE) kurallarına göre hareket
edilmiştir. OIE şu anda 162 ülkenin üye olduğu uluslararası bir kuruluştur.
Dünya Ticaret Örgütü'nün kurulması ve DTÖ'nün uluslararası hayvan ve
hayvansal ürün ticaretinde uyulacak kurallar konusunda OIE'yi referans
olarak kabul etmesi son yıllarda bu kuruluşun önemini çok arttırmıştır. OIE
uluslararası hayvan ve hayvansal ürün ticaretinde uyulacak kuralların
belirlenmesi yanında ülkelerin salgın hastalıklar yönünden durumları
konusunda da değerlendirmeler yapmakta ve hastalıktan ari ülkeleri ilan
etmektedir. Ekim 1998'de Türkiye ilk olarak "Trakya Bölgesinin sığır vebası
hastalığından geçici arilik deklerasyonunda bulunmuş ve bu bölgede sığır
vebası aşılamaları durdurulmuştur. 1 Ocak 1999 tarihinden itibaren bütün
ülkede sığır vebası aşılaması durdurulmuş ve Mart 1999 tarihinde Türkiye
"Anadolu Bölgesinin de sığır vebası hastalığından geçici arilik
deklerasyonunda bulunmuştur. 2000-2001 yıllarında ülke sığır varlığında
sığır vebası virüsünün bulunmadığını doğrulamak amacıyla serolojik survey
çalışmaları yapılmıştır. Türkiye sonunda "sığır vebası hastalığından arilik"
deklerasyonunda bulunmuştur. Kasım 2002 de "OIE Şap ve Diğer Epizootik
Hastalıklar Komisyonunda" Türkiye’nin bu başvurusu görüşülmüştür. Ve nihayet
18-23 Mayıs 2003 tarihinde Paris'ye yapılan OIE'nin 71 . Genel Kurulunda
Türkiye'nin sığır vebası hastalığından arilik başvurusu oylanarak kabul
edilmiştir.
İlk
defa 1899'da ülkemizde Adil bey ve M.Nicolle tarafından keşfedilmiş bir
virustur. Etken Paramyxoviridea ailesinden bir morbillivirustur. Ahır
koşullarında 20 saat ve açıkta 24-48 saat etkisini sürdürebilir.
Olgunlaşmış ette düşük pH nedeniyle 6 gün içerisinde virüsler ölür. Virüs
enfekte hayvanların kan ve doku sıvılarında, en yoğun olarak kemik iliği ve
lenf yumrularında bulunur.
Sığır
ve mandaların yüksek ateş, sindirim kanalı mukozasında erozyon ve
hemorajiler, kanlı ishal ile karakterize salgın bir hastalığıdır. İnkübasyon
süresi 3-9 gündür. Hastalık yüksek ateşle başlar (41-42°C). Durgunluk,
iştahsızlık, ruminasyonun durması, konjunktivitis ve seröz karakterde göz ve
burun akıntısı görülen semptomlardır. Daha sonra dudak, dişetleri, yanak
papillaları, dilin ventral yüzeyinde ve damakta ufak sarımtrak kabarcıklar
görülür. Bu lezyonlar ağıza kepek serpilmiş manzarası verir ve bu durum
sığır vebası için tipiktir. Eroziv karakterdeki lezyonlar ülseratif bir hal
alır ve ağızda pis bir koku hissedilir . İshalin başlaması ile beden ısısı
düşer. İshal kanlıdır ve mukus ihtiva eder. Hastalıktan 6-12 gün sonra
ölümler şekillenir. Bu semptomların görüldüğü akut formun yanı sıra perakut
form ve subakut klinik formlara da rastlanır. Bozuklular başlıca ağız ve
sindirim sistemi organlarında görülür. Tipik olaylarda önce yüksek bir
ateş ve genel durumda bozukluk göze çarpar. Başlangıçta göz
konjunktivasında yangı, mukopurlent göz yaşı ve burun akıntısı vardır.
Ağızda değişik noktalarda epitel tabakasının nekrozu sonu yer yer
kabarıklıklar görülür. Hastalığın ilerlemiş devresinde şiddetli ishal ile
birlikte genel zayıflama vardır.
Ağız
mukozasında dil ve damakta eroziv ülseratif hemorajik lezyonlar, abomasumda
hemorajiler, kalın bağırsaklarda zebra çizgileri olarak tanımlanan konjesyon
ve hemorajiler sığır vebası için tipik et muayenesi bulgularıdır. Alt
dudağın mukozasında ve diş etlerinde, devrelerine göre erozyonlar görülür.
Abomasus'un mukozasında özellikle pylorus bölgesi yangılı ve tuğla kırmızısı
veya koyu kırmızı renk almıştır. Küçük kırmızı nokta şeklinde kanamalar
mevcuttur. Mukozanın kıvrımları arasında nekroze olmuş epitelden oluşan
kabarık beyaz lekeler görülür. Mezenterial lenf yumruları büyümüş ve
hemorajiktir. Endokart altında kanamalar vardır.Lenf yumruları ödematöz ve
hemorajik olup payer plaklarında nekrotik odaklar görülür.
Ateşli dönemde hasta hayvanlardan alınan defibrine kan örnekleri buz içinde
laboratuvara gönderilir. Antikoagülan madde olarak tercihen EDTA
kullanılmalıdır veya cam boncuklu şişeler içinde çalkalanarak defibrine
edilmelidir. Öldürülen hayvanlarda mezenteriyal lenf yumrusu ve dalak buz
veya termos içinde acele laboratuvara gönderilmelidir. Histopatolojik
muayeneler için tonsil, dil ve dudak %10 formol içinde gönderilmelidir.
Hasta sığırlardan
teşhis için laboratuvara gönderilen marazi madde dondurulmamalıdır. Ölmüş
hayvanlardan marazi madde alınmamalıdır. İshal başlamış hayvandan kan
gönderilmemelidir.
Hastalığın tam ve bir kısım semptomlarını gösterenlerle ve vücut ısısı 39.8°C'nin
üstünde olanla hayvanların kan dahil olmak üzere etlerle beraber bütün
aksamları imha edilir. Sığır vebası hastalığının kombina, mezbaha ve kesim
yerlerindeki sığırlarda çıkması durumunda hastalar ve hastalıktan şüpheliler
tazminatlı olarak öldürülür ve imha edilir. Diğer manda ve sığırlar
kestirilerek, iç organlar ve baş imha edilir, deri ve tırnakları iyi bir
şekilde dezenfekte yapılarak serbest bırakılır. Etlerin ise tüketimine
müsaade edilir. Vebalı sığır
etlerinin insanlarda şimdiye kadar sağlık ile ilgili bir zararı
görülmemiştir. İmha edilmesi hastalığın yayılmasını önlemek için alınan bir
tedbirdir.
Ağız
mukozası, tırnaklar ve memede veziküllerin oluşmasıyla karakterize akut,
ateşli ve bulaşıcı viral bir hastalıktır.
Etken
filtreden geçen epiteliotrop bir virustur. virüsün antijenik yapıları
birbirinden farklı olan 7 tipi mevcuttur. Bunlar A,C,O, Asya, Sat 1, Sat 2
ve Sat 3 olarak isimlendirilir. Etken oda sıcaklığında 6 ay canlı
kalabilmektedir. Şap virüsünün çevresel koşullara gösterdiği direnç farklı
olup, virüsün 85°C’de bir dakika, 80°C’de 3 dakika , 70-73°C'de 30 dakika
içinde inaktive olur. Olgunlaşmış (pH değeri düşmüş) ette 48 saatte ölürler.
Şap zoonoz (hayvanlardan insanlara
bulaşan) hastalıklar arasında yer almakla birlikte, insanlar hastalığa karşı
fazla duyarlı değildir. Duyarlılık az olduğu için hastalık da oldukça seyrek
görülür. İnsanlar, hasta hayvanların deri ya da ağız mukozası ile temas ve
yeterince kaynatılmamış enfekte sütleri içerek, çiğ sütten üretilmiş ve
olgunlaştırılmamış peynirleri ve yine yeterince pişirilmemiş, pH'sı düşmemiş
etleri tüketerek enfekte olabilirler. Hastalık insandan
insana geçmemektedir. Kuluçka süresi 2-6 gün olup; ateş, yorgunluk,
halsizlik, kollarda ve bacaklarda ağrılar dikkati çeker. ağız mukozası
kızarıktır. Ağızda, dudakta ve gırtlak ve dudaklarda vesikül benzeri ağrılı
kesecikler oluşur. İlerlemiş olgularda vesikül benzeri ağrılı kesecikler
oluşur.İlerlemiş olgularda bu oluşumlara, daha çok hayvan sahiplerinde,
hayvanlara dokunanların ellerinde ve ayaklarında, genellikle de parmak
uçlarında rastlanır. İnsanlarda prognoz iyidir. 5-10 gün içerisinde iyileşme
görülür.
İlk
görülen semptom ateştir. Ağızda üst çenenin dişsiz kısımlarında, dilde,
yanakların mukozasında, corium conarium'da değişik büyüklükte veziküller
görülür. Bu veziküller zamanla açılır yerlerinde erozyonlar oluşur.
Ağız,
tırnak ve memede lezyonların yanı sıra rumende de veziküller görülür.
Şap
hastalığı eğer bir hastalık ile komplike olmuşsa , kaşektik durum varsa ve
kas bozuklukları ile karışıksa gövde tamamen imha edilir. Ancak başka bir
hastalık yoksa ve besili durum mevcutsa yalnız hastalıklı kısımlar ve
tırnaklar imha edilir. Gövdenin kalan kısmı ise 48 saat +4°C de
bekletildikten sonra, et kemikten ayrılır,kemikler imha edilerek kalan etin
tüketimine izin verilir. Bu hayvanların derileri mutlaka iyi bir şekilde
dezenfekte edilir. Derilerin şap virüsü taşımadığı tespit edildikten sonra
işlenmesine ve taşınmasına izin verilir.
HSZY (Şap Hastalığı) Madde 108 -
Şap hastalığı çıktığında hayvan sağlık zabıtası komisyonu toplanır;
"Yönetmeliğin Birinci Kısmının Dördüncü Bölümündeki" hastalık çıkışında
alınacak genel tedbirleri ve hastalığın durumuna göre aşağıdaki özel
tedbirleri kararlaştırır.
a)
Şap hastalığı çıkan yer
ile su ve meraları müşterek olan köyler karantina altına alınır. Geçit
noktalarına hastalığın adı yazılı levhalar asılır. Hastalık aynı zamanda
birkaç köyde veya mahalde çıkmış ise hepsini içine alan genel bir kordon
konur.
b)
Şap hastalığının tipini
tespit için usulüne göre alınan hastalıklı numune derhal Şap Enstitüsüne
gönderilir. Şap Enstitüsü hastalığın tipini belirler ve gerekli aşıyı il
veya ilçe müdürlüğüne gönderir. Hastalık mikrobunun durumu dikkate
alınarak, hasta ve hastalıktan şüpheli hayvanlar dışındakiler aşılanır.
c)
Şap hastalığı çıkan
yerdeki hayvan park, pazar ve panayırı kordon sahası içinde ise çift
tırnaklı hayvanlara kapatılır. Hastalık yayılma özelliği gösteriyorsa il
hayvan sağlık zabıtası komisyonu kararıyla ildeki bütün hayvan pazar ve
panayırları çift tırnaklı hayvanlara kapatıldığı gibi çift tırnaklı
hayvanlarla yapılan sevkıyat ve nakliyat yasaklanır.
d)
Hastalık bir köyde,
mahalde veya ahırda çıktığında, buraların dışında bulunan yerlerdeki
hayvanlara bulaşması mümkün değilse buralarda sınırlı karantina konur.
Hastaların, hastalıktan ve bulaşmadan şüphelilerin hastalık tamamen
sönünceye kadar dışarıyla teması önlenir.
e)
Karantina altına alınan
yerden çift tırnaklı hayvanlar ile ot saman gibi hayvan yemlerinin ve hayvan
maddelerinden tırnak, boynuz ve derinin çıkarılması yasaktır. Sütün
kaynatıldıktan sonra çıkarılmasına izin verilir.
f)
Karantinaya alınan
yerlerden transit olarak geçirilecek hayvanlar kapalı vasıtalarla
nakledilirler. Hayvanlar karantina bölgesini geçinceye kadar su ve yem
vermek için vasıtalardan indirilmez. İndirilenler derhal 15 gün karantinaya
alınır.
g)
Hastalar, hastalıktan ve
bulaşmadan şüpheliler sahibinin isteği halinde kapalı vasıta ile kesilmek
için en yakın mezbahaya gönderilir. Et ve derileri hakkında bu Yönetmelik
hükümleri uygulanır.
h)
Karantina bölgesindeki
hastalıksız hayvanların kesilmek için kapalı vasıtalarla mezbahaya sevkine
müsaade edilir. Ancak deri, boynuz ve tırnakları dezenfekte edildikten
sonra serbest bırakılır. Hükümet veteriner hekimi gerekli kontrolları
yapmakla yükümlüdür.
i)
Şap hastalığının bulunduğu
yerdeki tek tırnaklı hayvanların karantina bölgesi dışına çıkarılmasına
tırnakları dezenfekte edildikten sonra müsaade
edilir.
j)
Şap hastalığını takiple
görevlendirilen hükümet veteriner hekimi hastalık tamamen sönünceye kadar
hastalıklı bölgeyi devamlı kontrol eder. Hayvan sahiplerine hastalık
hakkında bilgi verir. Hastaların tedavisi için mümkünse ilaç yardımı yapar;
ilacı nasıl kullanacaklarını öğretir.
k)
Şap hastalığı sebebi ile
konulan karantina son hastanın iyileşmesinden veya ölümünden 15 gün sonra
hükümet veteriner hekiminin kontrolunda yapılan dezenfeksiyonla
kaldırılır.
l)
(Değişik: 5/6/1995 -
95/6966 K.) Bakanlıkça her yıl tespit ve ilan edilen mücadele bölgelerinde
hastalığın varlığı ve tipi tespit edilen hayvanlar tazminatlı olarak
öldürülür veya kestirilir. Hastalıktan ölen veya öldürülen hayvanlar iki
metre derinliğindeki çukurlara üzerlerine sönmemiş kireç dökülerek gömülür.
Mümkün olmadığı hallerde tamamen yakılarak imha edilir.
m)
(Ek: 5/6/1995 - 95/6966
K.) Şap hastalığı ile mücadele için alınacak diğer karar ve tedbirler ile
Bakanlıkça her yıl tespit ve ilan edilen mücadele bölgelerindeki uygulama
esasları Bakanlıkça belirlenir.
ŞAP HASTALIĞI MÜCADELE TALİMATI'na ulaşmak için tıklayınız
Yavaş
virüs enfeksiyonu olarak sınıflandırılabilecek olan bu hastalık
insanlarda; Kuru, Creutzfeldt-Jacob (C-D) ve Gertsmann-Straussler-Scheinker
sendromu (GSS), koyun ve keçilerde; scrapie ve sığırlarda ise BSE (BOVINE
SPONGIFORM ENCEPHALOPATHY) adı altında birbirine benzer bulgularla
seyretmektedir. BSE; Sığırlarda davranış ve hareket sistem
bozuklukları ile karakterizedir. ilerleyici sinir hücresi dejenerasyonu
sonucu, sinir sisteminde mikroskobik olarak değerlendirilebilen sünger
görünümüne yol açan öldürücü bir hastalıktır.
Etkenin virüs, virion veya prion olduğuna dair 3 farklı teori
mevcuttur. virüs teoriye göre etken nukleik asitten ibarettir.
Etrafında bir protein tabakası vardır. Gerek virüs gerekse virion
teorisi yeterli belgeler sunamamaktadır. Prion (olağan dışı virüs)'lar
ise en küçük viruslardan bile 100 defa daha küçük fiziksel ve
kimyasal etkilere karşı oldukça dayanıklı, protein yapılardır.
Klinik bulgular
Klinik bulgu olarak hayvanda durgunluk, endişe, iştahsızlık, ve
bakışları sabit bir noktaya yönelmesi, davranış bozuklukları söz
konusudur. Kulaklar birbirinden bağımsız şekilde sağa sola hareket
eder. Ayaklar biraz açık ve bel kamburdur. Hızlı yürütüldüğünde
arka bacaklarda yalpalama olur, yürürken yan yana gider. Belirli kas
gruplarını kapsayan kas kasılmaları 30 saniye kadar devam eder, daha
sonra başka bir kas grubuna atlar. Yürürken baş ve boyun hafifçe
yana doğru dönük durur. Dudaklar yana çekilebilir, burunda kaşınma
hissi vardır. Arka bacaklarda hareketlerin bariz olarak azaldığı
görülür, beton zeminlerde kayarlar. Hayvanların süt verimi düşer ve
bu hastalık boyunca azalmaya devam eder .BSE bulguları ketozis,
bakır eksikliği, listeriosis ve kuduz ile benzerlikler gösterir.
Klinik şüphede göz önünde bulundurulmalıdır.
Hastalık
genellikle 2-11 yaş arasındaki sığırlarda görülmektedir. Hastalığın
inkübasyon süresinin 22 ayla 15 yıl arasında olduğu tahmin
edilmektedir. Hastalık tanımlandıktan sonra 3 hafta ile 8 ay
içerisinde ölümle sonuçlanır. BSE'de etken antikor oluşturmamaktadır
bu nedenle kesin teşhis postmortal olasıdır.
Halk
sağlığı söz konusu olduğu ve insan sağlığı üzerinde varsayımlarla
hareket edilemeyeceği için hastalık teşhisi konulan ve hastalık
bulaşması şüpheli hayvanların tümünün imha edilmesi gerekmektedir.
HSZY. (Sığırların
Süngerimsi Beyin Hastalığı)
Madde 124-
laboratuar raporuna bağlı olarak sığırlarda BSE hastalığı tespit edildiğinde
hayvan sağlık zabıtası komisyonu toplanarak hastalık çıkış kararı alır ve
ilan eder.
a) Bir işletmede,
BSE’li ve BSE’den şüpheli hayvanlar tespit edildiğinde itlaf edilir ve
yakılarak gömülür.
b) BSE tanısı konan
hayvanlarla geçmişte ortak yem tüketen hayvanların pedigri kayıtlarına “BSE
Bulaşmış Olabilir”şeklinde bir ifade işlenir ve BSE tablosu açısından bu
hayvanlar yaşamları boyunca izlenir.
Bakanlık hastalıkla ilgili gerek gördüğü her
türlü mücadele esaslarını tespit ederek valiliklere bildirir."
|